Gönderen Konu: ATİNALI TİMON  (Okunma sayısı 1971 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Bircem

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 10.494
  • Cinsiyet: Bayan
ATİNALI TİMON
« : 02 Mart 2007, 14:02:46 Cum »
İNSANA DAİR BİR OYUN: ATİNALI TİMON

Oyun Atölyesi’ndeki ikinci Shakespeare oyunu… İlk Shakespeare yorumlaması Othello’da kıskançlığı sorgulayan Oyun Atölyesi ekibi bu kez parayı ve insana yaptıklarını mercek altına alıyor.

Atinalı Timon’la, oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan, Timon’u canlandıran Haluk Bilginer ve tüm ekip parayı insanlığın bilinci yapmaya çalışan mercileri sorguluyor. Para üzerine kurulu ilişkilerin ne denli sahte olduğunu vurgulayan oyunda paranın esiri iktidar örgüsü aralanarak altındaki insanca değerler gün ışığına çıkarılmak isteniyor.

İnsan ruhunun şifresini çözmüş dahi şair/yazar Shakespeare, oyunlarıyla günümüzde de insanlığı derin noktalarından etkileyen, yakalayan saptamalar sunuyor. Saptadıklarının günümüzü de ne kadar iyi anlatabildiğini fark etmek, Shakespeare’i anlamanın ve “iyi okuma”nın bir uzantısı. Kendi eseri paraya tapma alışkanlığının esiri olmuş günümüz insanının zavallılığının yüzyıllar öncesinden fark edilmiş olması, insanı insanlıkla ilgili umutsuzluklara sürüklüyor. Paranın insan ilişkilerinin merkezi oluşunu, dostlukların paraya endeksli oluşunu bu denli iyi tanımlayan bir dahinin eseri, Oyun Atölyesi’nin çabalarıyla günümüz ortamına uyarlanıyor. Trajikomik bir üslupla, insan ilişkilerinin gidişatında en önemli belirleyici olan paranın ve toplumun kültürel sığlıklarının altı çiziliyor.

Atinalı Timon 1623’te yayınlanmış. Hangi tarihte yazıldığı kesin olarak bilinmiyor. Ancak, temasıyla Kral Lear’ı anımsatan oyunun Kral Lear’dan hemen önce, ya da hemen sonra yazıldığı tahmin ediliyor. Yani 1606 ile 1608 arası bir tarihte…Oyun Atölyesi’nin Atinalı Timon’unda Orhan Burian’ın 1944’te kaleme aldığı çeviri esas alınmış. Haluk Bilginer, Kemal Aydoğan ve Selçuk Aydoğan, Shakespeare’in Atinalı Timon’unu günümüz Türkiye’sinin gerçekleriyle yorumlamış.

Atina’nın saygıdeğer zengini Timon’un hayatının birbiriyle zıt iki kesiti oyunun iki bölümünde tragedya ve komedya arasında bir düzlemde takip ediliyor. Parasını herkesle paylaştığı ve görgüsüzlük boyutundaki harcamalarıyla, parasıyla dostluklarını satın almaya çalıştığı da diyebileceğimiz ilk kesit. Ardından izlediğimiz; parasını, itibarını ve bunlara bağlı olarak da dostlarını kaybedip, dünyanın üzerinde kurulu olduğu gerçekliği keşfettiği ikinci kesit.

İki farklı kimliğe de başarıyla sahneleyen Haluk Bilginer oyunun temel bildirisini seyirciye tam anlamıyla aktarıyor. Atinalı Timon’un iç çatışma ve hesaplaşmalarını bütün derinliğiyle seyirciye yansıtıyor. Haluk Bilginer’in, özellikle, insanlığın kötülüklerinin sınırını tarif ederken gövdesini adeta duygularının hizmetine sokması gerçekten büyüleyici sahneler yaratıyor. Oyunculuğuyla kendine bir kez daha hayran bıraksa da “Ermişler ya da Günahkarlar”daki Haluk Bilginer’i görmüş, yaşamış izleyiciye Atinalı Timon’un pek de yetmediğini itiraf etmek gerek.

Tüm malvarlığını kaybetmenin dostlarını tanımak için çok iyi bir fırsat olduğunu düşünebilecek kadar naif olan Timon, etrafında kimsenin kalmadığını fark ettiğinde dünyadan da bir hayli soğumuş buluyor kendini. “Ezginin Günlüğü” nün ezgilerinden aşina olduğumuz  “Vazgeçtim bu dünyadan/ Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez” naralarıyla dünyadan kopup ormana sığınıyor. İnsandan ve insanın tüm zavallılıklarından uzakta kendi özüne dönüyor. Orman sahnelerinde İrfan Varlı’nın ışığıyla yarattığı görüntülere, oyunun ruhunu seyirciye tam anlamıyla aktardığı yansımalara da hayran kalmamak mümkün değil. 

İktidar, erdem, sadakat, mülkiyet ve dostluk gibi kavramları ince bir dille sorgulayan oyunda Haluk Bilginer’in oyunculuğunun yakınlarına bile yaklaşamasalar da tüm oyuncular inandırıcı birer tipleme sergiliyor. Oyunda; devlet, ordu ve sanat çevrelerinden taşan, manevi değerleri paranın değerlerine kurban etmiş yani “paranın esiri dalkavuklar” olmuş kişiliklerin ters köşesini oluşturan Flavius insanlığa dair umut ışıkları saçıyor. Seyirciyi para düşkünü insanın zavallılıkları ve Timon’un isyanının yankıları olan beddualar arasında kaybolmaktan kurtarıyor. Dürüst, emeğiyle geçinen, efendisine her daim bağlı kalan Flavius oyunun tutkuların esiri olmayan belki de tek karakteri. Mülkiyetsizliğin ve deliliğin yarattığı bir özgürlüğe sahip Apemantus’un bile Timon’la uğraşmak, didişmek gibi bir tutkusu var ne de olsa.

İlk bölümde Atinalı Timon seyircinin karşısına zengin ziyafet sofraları, dostlarına dağıttığı altınlar, ipekli kıyafetler ve kadınlarla süslenmiş zevk alemleriyle dolu vurdumduymazlıklarla, vur patlasın çal oynasınlarla çıkıyor. Etrafını onun zenginliğinden nasibini alan sahte dostlar çevrelemiş. İkinci bölümde ise, sadık kahyası Flavius’un tüm uyarılarına rağmen servetinin bütün bu harcamalara dayanamayarak yitip gittiğini fark etmekte çok geç kalan Timon’u izliyoruz. Timon dostlarının bu zor günlerde yanında olacağından çok emindir. Ne yazık ki Timon Flavius’a, “Dostları varken Timon’un servetinin biteceğini aklına bile getirme” şeklinde bağırmasının çok yersiz olduğunu görecektir.

Timon dostlarıyla hesaplaşmasının ardından insanlarla tüm bağını keser ve sadece Tanrı’ya serzenişlerini göndererek yaşayacağı ormana gider. “Tanrım, elindekilerin tümünü insanlara vererek tüketme sakın, bir gün verecek bir şeyin kalmadığında seni bile hor görürler” diyecek kadar ileri gider. İnsanlığa akla gelebilecek en ağır bedduaları savurur. İnsanların kötülük abidesi birer yaratığa dönüşmeleri için akla gelebilecek en kötü sözleri sarf eder. İnsanlara bütün vücuduyla, bütün duygularıyla, olabilecek en içten şekilde  “iğğğrenççççsinizz” diye bağırır.

“Saygı, korku, tanrılara inanç, barış/ hakseverlik, doğruluk, dirlik, düzenlik kaygısı/ gece rahatlığı, iyi komşuluk, eğitim, görgü/ sanatlar, zanaatlar, yükselme basamakları/ gelenekler, töreler, yasalar, allak bullak olun/ tam tersiniz neyse ona dönün hepiniz”. İnsanlığın akla gelebilecek bütün değerlerinin yerle bir olmasını dileyen, insanlığa bin bir türlü beddua eden Timon’un söylediklerinin günümüzün gerçeklerine yaklaşmış olması Shakespeare’in insanlığa dair öngörü ve saptamalarının ne denli kuvvetli olduğunu gösterircesine insanı ürpertebiliyor.

Peki ama klişeleri, yozlukları, birbirini kandıran sahte dostların ilişkilerini bu denli güçlü yansıtabilen bir oyunun, bir Shakespeare metninin ve Haluk Bilginer’in oyunculuğuyla son derece zengin olan bir tarzın neden kendini ifade etmek için kadın çıplaklığına ihtiyacı olsun? İşte sadece tiyatro seyretmeye gelmiş izleyicinin anlayamadığı önemli bir nokta. Paranın her şeyi satın alabileceğini anlatmanın daha az kadın eti gösteren bir yolu yok mudur? Vardır ve oyunda seyirci bunlarla zaten bol bol karşılaşmıştır. Bayan oyuncuların seksi kıyafetleri, hatta kıyafetsizlikleri ve sevişmeye yakın duruşları olmadan da Atinalı Timon vermek istediği mesajı ulaştırabilecek dolulukta bir oyun.

Bu olumsuz ayrıntının da altını çizerek bir akşamınızı Oyun Atölyesi’ne ayırmanızı ve yönetmeni, oyuncuları ve ışıkçısından sahne tasarımcısına tüm ekibiyle “insanlığı” bir kez daha sorgulatacak olan Shakespeare’in ünlü eseri Atinalı Timon’u görmenizi tavsiye ediyoruz.

Kaynak:Kozmopolitan Gazetesi
Cumhuriyet Gazeteside bahsediyor...

 


Kadın, dünyaya egemen olan tek tuttukludur.