Gönderen Konu: Aşka Açılan Pencere...  (Okunma sayısı 897 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı HaSReT_RüZGaRı

  • Forum Kurdu
  • *
  • İleti: 954
  • Cinsiyet: Bayan
  • "ÖzLeMeKMiŞ OySa SeVMeK..."
    • Son Aşkım Olacaksın...
Aşka Açılan Pencere...
« : 30 Ağustos 2008, 02:11:27 Cts »


Pencere açılınca, yüreğini bir heyecan sardı yine. Tam karşısında duruyordu işte sevdiği kadın.



Böyle perdelerin ardından ne zamana kadar bakacaktı ki? Toplayabilse tüm cesaretini de açabilse pencere’yi ve diyebilse “Merhaba” diye. Belki her şeyin başlangıcı olacaktı. 

     İki yıl, koskoca iki yıl geçti. Sessiz, yalın ve soğuk.




Evde olduğu tüm zamanlarını pencere önünde geçiriyordu genç adam. Oturduğu koltukta rahat edemeyince, kırmızı döşemesi olan bir koltuk bile almıştı. Her gün, tam pencerenin önüne oturup saatlerce gözetliyordu karşıda ki evin penceresini...

Aşk,  böyle bir şeydi  demek ki...Uzun uzun bakmak, düşünmek, beklemek...

Aslında uzmanda sayılmazdı; Aşk  hususunda ama, olsun her ne duygu yaşıyorsa , genç adam bunun adını Aşk olarak koymuştu.




Seviyordu genç kadını ve onun küçük kızını. Ailesi duymuş olsa, sevdiğinin bir çocuğu olduğunu, herhalde kalp krizi geçiren ilk kişi annesi olurdu. Umursamıyordu hiçbir şeyi, yaşamak ve mutlu olmak  onunda  hakkıydı  . Bu mutluluğu sevdiği kadınla paylaşmayı çok istiyordu. Her gün bir , ertesi güne dair planlar yapıyor “Bu sefer, teklifi yapacağım, en azından tanışabilirim” düşünceleriyle hareket ediyor ama karşılaştığı zamanlarda, bir balon gibi sönüveriyordu cesareti.



Markette karşılaştıkları o gün, alış veriş arabaları az kalsın çarpıyordu birbirine.   Neredeyse kalbi durma noktasına gelmişti. “İşte tam fırsatı” diye düşünmüştü ama , kelimeler takılmıştı yine boğazına, düğüm düğüm olmuş,  sesi soluğu kesilmişti yine. Genç kadın, çekip giderken yanından, geride ona ait parfümün kokusu kalmıştı .

     Bugün de akşam oldu yine, boşa geçirilen bir gün daha geride kaldı. Tüm boş günleri, sevdiğine açılamadığı, günler olarak nitelendiriyordu genç adam. Geçip oturduğu zaman kırmızı koltuğuna, uzun bir süre baktı yine karşı pencereye. İçeriden sızan soluk, sarı bir  ışık merak uyandırıyordu içinde. Bir gün olurda düşüncelerini gerçekleştirip, açılabilirse genç kadına, mutlu olabilme ihtimalleri gülümsetti yüzünü. Tatlı hayallere dalıp gitmişken, terlikleri tıkırdayarak düştü yere “Sus, gürültü etme” diye söylendi genç adam. Karşıdan açılan pencerenin gıcırdayan sesini duyunca, sert bir bakış fırlattı terliklerine doğru. Genç kadın, çarşafa benzer bir şeyi hızlıca çırparak içeri girdi yine. Gıcırdayarak kapanan pencere ve soluk, sarı ışık yerini aldı tekrar. “Böyle gürültü yaparsanız, duyacak sesinizi bir gün” diye söylendi yine. Sonra düşündü “ Bu sözlerimi birisi duymuş olsa, kesin çıldırdığımı falan düşünür” Arkasından bir kahkaha.  Ağlamakla, gülmek arasında gidiş- gelişler ve  birlikte  çıkardığı sesler, korkunç bir hal almıştı. Kendisini bu kadar çaresiz hissettiği çok az zamanlar vardı. Hele hele ağladığı günler sayılıydı. Kavuşamama olasılığını düşündüğünde, hıçkırarak ağlamak istiyor, soğuk duvarları, elleri kanayıncaya kadar yumruklamak  istiyordu. Kim demişti? Erkekler ağlamaz diye. Onlar insan değil miydi yoksa? Çok geceler biliyordu genç adam, çok geceler ağlamıştı sabah kadar, bu sevdasına. Atabilse üzerinden bu tutukluğu, sözleri birbirine karışmasa da söylese tüm duygularını…Ama yapamıyordu işte.

     Güneş ışıklarıyla şereflendirirken evinin odalarını, uyuyakaldığı koltuktan zorlukla kalktı genç adam. Kendine çeki düzen vererek, kahvaltılık bir şeyler almaya gitti. Bir adım ilerde sevdiği kadını gördü. Elini tutan küçük kızına baktı. Masum bakışlarını birden üzerinde hissetti küçük kızın. Şirin, tatlı bir kız çocuğu, yüzündeki tebessümü daha belirgin hale getirdi. “Söyle bakalım küçük hanım, senin adın; Hayat mı?” dedi birden bire genç adam. Elini küçük kızın saçlarında gezdirirken, genç kadınla aynı göz hizasında buluştuklarını fark etti. “Hayır, Buse” dedi genç kadın. “Neden öyle düşündünüz? Merak ettim” “O kadar güzel bir çocuk ki, yaşamın elinden sıkı sıkı tutmuş gibisiniz. Şimdi daha iyi anladım ki,  yaşam size buseler vermiş, elini tuttuğunuz”…

Ağzından çıkan kelimelere kendisi bile inanamazken genç adam, oluvermişti her şey. Kendiliğinden çıkan sözler,  yüzlerde ki gülümsemeyle birlikte, hoş bir ortam oluşturmuştu. Birlikte çıkılan market kapısından, aynı yöne doğru ilerlediler…




Kırmızı koltuk, bu kez misafire aitti. Ama bakılan yön aynı kaldı yine, hala karşı pencereye bakılıyordu. Bu sefer bakış açısı değişmişti sadece…Aşk’a bir pencere açılmıştı…

 

Gülnaz Hasköy

Çevrimdışı Nazlıcan

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 14.778
  • Cinsiyet: Bayan
  • Mutluluk gülüşünde saklı(:
Aşka Açılan Pencere...
« Yanıtla #1 : 12 Eylül 2008, 23:25:36 Cum »
Aşka açılan kapıların hepsi güzeldir:)
 

Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir..? Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir..? Sular ve gökler arasında kalabalığım. Tut ki yeni yaratılmışım... Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular ...durulmaz dalgalanmadan..