Gönderen Konu: ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???  (Okunma sayısı 25559 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı renginim

  • Girişimci
  • *
  • İleti: 7
  • Cinsiyet: Bayan
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« : 22 Eylül 2007, 01:16:44 Cts »
ARKADAŞLAR ATATÜRK NEDEN MUMYALANMIŞ BUNUN GERÇEK NEDENİNİ BİLEN VAR MI ARANIZDA??? ???

Çevrimdışı Ada

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 4.328
  • Cinsiyet: Bayan
    • Kişisel Gelişim
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #1 : 22 Eylül 2007, 01:58:32 Cts »
Mumyalandığını nerden çıkardın? Ben hiç böyle bir şey duymadım..
Terbiyesiz(lik)...

Çevrimdışı Birsam

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 1.567
  • Cinsiyet: Bay
  • The Green Beret in Kosovo
    • Hepsii Life
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #2 : 22 Eylül 2007, 02:07:10 Cts »
ATATÜRK'ÜN TABUTU

      Kefen sıyrıldı ve...

      Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın yüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları bozulmamıştı.Sanki uyuyordu...

      8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu'nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı'ydı.Patalogdu. Arayan ise Ankara Valisi Kemal Aygün'dü... Aygün, "Hocam" dedi, "10 Kasım günü Atamızın naşını Anıtkabir'e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naşı geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica ediyoruz." Prof. Mutlu önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu. Hastalığını gerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını rica etti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: "Ben sizi sarar sarmalar götürürüm, bu tarihi bir görev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı Etnografya Müzesi'ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı. Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda da...Mutlu, görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı. Gerçekten tarihi bir tanıklıktı bu...

      Ata'nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir hafta boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk başında nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite üyeleri tamam olunca Prof. Kamile Mutlu "Başlayın" talimatını verdi. Bunun üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni bir sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku çıkmadı.Sanduka talaş doluydu. Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında, ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu, cesedi muhafaza için kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi
yazılıydı.

      Ata'nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi bir muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes nefesini tutmuştu. Çünkü, "Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu patlatmış, nöbetçi er, kokudan bayılmış" diye bir sürü söylenti geziniyordu. Ve 15 yıl sonra ilk kez Ata'nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargıları aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların yardımıyla katafalka çıktı ve Atatürk'ün yüzüne baktı. Ata'nın derisi kahverengi bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı olmuştu. Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle anlatacaktı:"Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü ile karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz kapağının üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatağında uyuyor gibiydi." Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde aşağı, tabuta doğru baktı. O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu'dan aktaralım: "Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda kalmıştı. O da Ata'yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına yığılıverdi.

      Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata'nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı gösterdi ve şöyle dedi:"Bu kâğıdı, Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi.Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstüne konmasını istiyor." Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı. "Böyle bir kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi. Komiser kâğıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten sonra salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan besmele çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15 yıl içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri bayrakla örtüldükten sonra kapağı kapatıldı.

      Ve 10 Kasım sabahı, Ata'nın naaşı 15 yıl önce onu Dolmabahçe'den Ankara'ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir'e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı...

      Atatürk'ün tabutu, Menderes'in huzurunda açılmıştı Ata'nın 15 yıl Etnografya Müzesi'nde bekletilen naaşı,12 askerin omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir top arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir'e taşınmıştı. Radyodan naklen yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar hüzünlüdür.Ancak o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk'ün naaşının korunabilmesi için "tahnit" denilen bir işlem yapılmıştı. Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük ilaç şişesi, Ata'nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem sayesinde Ata'nın naaşı da -diyelim bugün Lenin'in mozolesinde olduğu gibi- öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün defnini şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı.

      Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes'in huzurunda Atatürk'ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca tahnit bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı. Bir başka deyişle Atatürk'ün (mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene katılanlar olacaktı. Atatürk'le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o törene katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.

      Bu yazıda yer alan bilgilerin bir kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün, Prof.Dr. Kamile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor. Ata'nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu ayrıntılarla daha da ilginç bir boyut kazanıyor.

Atatürk'ü son görenler anlatıyor:

Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki o töreni ve tabutun içindeki Atatürk'ü son kez görme fırsatı buldular. İzlenimlerini şöyle anlattılar:

OSMAN ERSOY: "Sağlığında görmemiştim Atatürk'ü... Korkunç heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile katafalka çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre... 1 - 2 günlük sakalı vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu."

• HALİDE İNTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktım. Başı yana doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı. Hani insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle aralıktı gözleri... Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi."
Determined to keep the peace. Turkish troops in KFOR.

Çevrimdışı Birsam

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 1.567
  • Cinsiyet: Bay
  • The Green Beret in Kosovo
    • Hepsii Life
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #3 : 22 Eylül 2007, 02:08:06 Cts »
TAHNİT

     Ölüyü bozulmaması için belirli formül dahilinde ilâçlama, iç organlarını çıkarma, ilâçlayarak çabuk bozulmayacak hale getirme. Bir cismi, dayanıklılığını arttırmak için İlâçlama. Tahnitin asıl manası, ölünün kefenini buharla tütsülemektir.

     Bir diğer adı mumya olan tahnit, insan ruhunun ölümden sonra da hayatını sürdürdüğü inancına dayanmaktadır. Tahnit hemen bütün eski dinlerde, özellikle Mısır dinlerinde uygulanmıştır. Amerika yerlileriyle Afrika ilkel kabile topluluklarında da tahnit bilinmektedir. İlkel kabilelerde mumyalanmış cesedin dini ve sihri bir kudrete sahip olduğuna inanılmış, başarı sağlamak için savaş meydanlarına ve avlara mumyalar götürülmüştür.

     Birçok medeniyetlerde tahnit daha çok katran ve balsamlı maddeler kullanılarak yapılırdı. Mumya uygulamasının en üst düzeyde olduğu eski Mısır'da bu işlem sırayla şu seyri takib ederdi: Cesedin iç organları böğründen açılan bir delikten çıkarılır. Kafatasının içi burun deliklerinden madeni bir çubukla boşaltılır. Ceset ve kafatasının içi önce kokulu maddelerle yıkanır, sonra yine kokulu bazı toz maddelerle doldurulur, delikler kapatılır. Sonra ceset sodyum karbonatlı bir havuzun içinde yetmiş gün bekletilir. Havuzdan çıkarıldıktan sonra kurutulan ceset, bir sıvı maddeyle baştan ayağa sıvanır ve zamklı şeritlerle sarılır. Bu haliyle yine kokulu bir tahta sandığa yerleştirilen ceset, dik vaziyette duracak şekilde mezar odasına yerleştirilir.

     Tahnitin yapılması resmi izne bağlıdır. Kullanılacak maddeler kanuni düzenlemelerle tesbit edilir. Günümüzde hayvan türlerini sergilemek içinde tahnit yapılmaktadır. Önce onların iç organları boşaltılarak yerine demir telden iskelet yerleştirilir. Koruyucu kimyevi maddelerle gerekli işlem yapıldıktan sonra mumya olayı gerçekleştirilmiş olur.

     Ölülerin bozulmadan saklanmasına eski Yunan'da da önem verilmiştir. Nitekim Büyük İskender'in cesedi Bâbil'den Makedonya'ya bal dolu bir küp içinde götürülmüştür. Cesedin çürümesini önlemek için sirke, şarap veya çok alkollü sıvı kullanıldığı bilinmektedir. Asya ve Güney Amerika'da Mısır'dakine benzer tahnit işlemi uygulanmıştır. Mumyalama tekniğinin Yeni Krallık döneminde (M.Ö. 1738-1102) en üst düzeye ulaştığı ileri sürülürse de, tahniti en ayrıntılı bir şekilde Yunan Tarihçisi Herodot yapmıştır. Tahnit eski Mısır'da başlangıçta yalnız krallara uygulanmış, cesedin bazı kısımları özel İlâçlarla korumaya alınmıştır.

     Eski toplumların bazılarında bilinenin dışında karmaşık bir tahnit uygulandığı görülmüştür. Mezar odalarında yapılan arkeolojik tespitler, tarih öncesinde Peru'da yaşayan Paraka yerlilerinin ileri bir tahnit tekniği uyguladıklarını ortaya çıkarmıştır. Kanarya adalarının yerlileri olan Guanceler de Mısırlılarınkine benzer şekilde mumya yapmışlardır. Peru'da yaşayan Jibaro'lular tahnit ettikleri cesetleri ayrıca çok hafif ateşte kızartırlar böylece ölünün bozulmadan kalmasını sağlamaya çalışırlardı. Tibet'te çok eski bir tahnit usulü bugün de uygulanmakta, ölü bir büyük kutuya konulduktan sonra takriben üç ay tuzda bekletilerek mumyalanmaktadır. Eski Bâbil, Sümer ve Yunanlılarda, ender olarak cesede merhem, parfüm ve baharat sürmek suretiyle tahnit yapıldığı bilinmektedir.

     Yahudilerde tahnit olayına pek rastlanmamaktadır. Ancak bazı zayıf kaynaklar Hz. Yusuf'un babası ve kendisinin tahnit edilmesini emrettiğini yazmaktadır.

     Hristiyanlığın ilk dönemlerinde ölülerin tahnit edildiğine dair bazı belgeler varsa da, genel manada Hristiyanlar tahniti ve ceset yakma işlemini kabul etmezler. Bu işlemleri, cesedin normal yapısını bozan putperestler bir uygulama sayarlar. Ancak Hristiyanların, bazı kişilerin kalıcı olmasını sağlamak için tahnit yaptıkları bilinmektedir.

     Ortaçağ ve Rönesans döneminde, Mısır mumyacılığının ileri teknikleri kullanılarak, az da olsa tahnit yapılmıştır. İngiltere kralı 1. Henry'nin (XII. yy.) ölüsü Fransa'dan İngiltere'ye götürülmek için tahnit edilmiştir. O dönemde tahnit bedeli karşılanamayacak kadar pahalı bir işlemdi. Bu pahalılık özel baharat, merhem, balmumu ve sargılardan ileri gelmekle beraber, işin ustası olan tahnitçilerin yüksek ücretlerinden de kaynaklanıyordu. Ancak o dönemde dinî çevrelerin bu uygulamaya kesinlikle karşı oluşları, tahnit yapılmasını büyük ölçüde önlemiştir. Bundan dolayı, cesede sıkıca sarılan ve hava almasını engelleyen kefenden mumlu bez şeritlerin kullanılması daha yaygın bir uygulama olmuştur.

     Günümüzde az da olsa, gömülmeden önce ölülerin atardamarlarına çeşitli maddelerin şırınga edilmesiyle modern tarzda bir tahnit uygulaması görülmektedir. Bu tarz bir uygulamanın XVIII. yy. da ilk defa İngiltere'de başlatıldığı kabul edilmektedir. Damardan çeşitli maddelerin şırınga edilmesiyle cesetlerin çürümesini önlemeye yönelik tahnite dair ilk bilgileri ayrıntılı bir şekilde İskoçya'lı anatomi bilgini William Hunter vermiştir.

     Tahnit istekleri son yıllarda İngiltere'de ve özellikle de ABD'de yaygınlaşmış durumdadır. ABD'de son zamanlarda ortaya çıkan bazı cenaze işleri şirketleri, ölünün gömülme öncesinde ziyaret edilmesini sağlamak için özel tahnit işlemleri yapmaktadır. Bu işin ticaretini yaygınlaştıran bazı şirketlerin, tahnit edilmiş örnek cesetleri sergiledikleri de görülmektedir. Modern tahnit işleminde ise toplardamarların birinden kan çekilerek ana atardamardan birine ilâç şırınga edilir. Sonra vücuttaki su birikintileri bir iğneyle çekilerek yerine koruyucu madde verilir. Kuruduğu zaman bu madde ölünün büzüşmesini ve esmerleşmesini bir süre için önler. Ancak bu işlem cesede devamlı bir koruma sağlayamaz. Nitekim Lenin'in büyük bir özenle tahnit edilmiş ölüsü, muntazam aralıklarla tahnit işlemine tâbi tutulmaktadır. Tahnitin esas gayesi, ölü yakınlarının onu hayattakine benzer şekilde görme arzularına cevap vermektir.

     İslâm dini açısından tahnitin hiçbir değeri ve önemi yoktur. Bunların da ötesinde İslâm, cesedin tahnitini ve yakılmasını yasakladığı gibi, ölüm hadisesinin kesinleştiği anlaşıldıktan sonra gömme işleminin geciktirilmesine bile izin vermez. İslâm'a göre insan topraktan yaratılmıştır, öldükten sonra toprağa gömülecek, toprakla bütünleşecek ve yine toprak olacaktır.

     Osman CİLACI

Determined to keep the peace. Turkish troops in KFOR.

Çevrimdışı Ada

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 4.328
  • Cinsiyet: Bayan
    • Kişisel Gelişim
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #4 : 22 Eylül 2007, 02:15:09 Cts »
Teşekkürler Selim...
Terbiyesiz(lik)...

Çevrimdışı renginim

  • Girişimci
  • *
  • İleti: 7
  • Cinsiyet: Bayan
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #5 : 22 Eylül 2007, 02:17:30 Cts »
sinek arkadaşım böylece ATA'nın mumyalandığını belgelemiş oldun teşekkürler...peki neden mumyalanmış,gizli bişey varmış,bilen çok azmış burda bunu bilen kimse yok mu araştırmadığım yer kalmadı nerdeyse...

Çevrimdışı Birsam

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 1.567
  • Cinsiyet: Bay
  • The Green Beret in Kosovo
    • Hepsii Life
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #6 : 22 Eylül 2007, 02:21:11 Cts »
renginim mumyalamak başka bir şey burada uygulanan işlem geçici bir işlemdir. Yazıda da belirtildiği gibi. Atatürk mumyalanmadı. Geçici olarak naaşı çürümesin diye işlem yapıldı.

Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes'in huzurunda Atatürk'ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca tahnit bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı. Bir başka deyişle Atatürk'ün (mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene katılanlar olacaktı. Atatürk'le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o törene katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.
Determined to keep the peace. Turkish troops in KFOR.

Çevrimdışı renginim

  • Girişimci
  • *
  • İleti: 7
  • Cinsiyet: Bayan
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #7 : 22 Eylül 2007, 02:46:27 Cts »
valla bu konuda neye inanacağıma şaşırdım,neyse yinede çok teşekkürler ;D

Çevrimdışı namevt

  • Girişimci
  • *
  • İleti: 1
  • Cinsiyet: Bay
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #8 : 03 Aralık 2007, 12:17:22 Pzt »
açık konuşmak gerekirse mumya bozulmadı.
nasıl bukadar kesin konuştuğumu mrk ederseniz sadece dönemin mantığı diyebilirim.
bedenin çürümesine izin veremezlerdi. şöyle düşünün M.K.ATATÜRK gibi bir insanın yaptıklarıyla birlikte  bedeninin de yaşamasını kim istemezdi?? önemli olan atanın ruhu değil yaptıklarıydı yaptıkları ruhunun bir parçası eserleri yaşadığı sürece ruhu yaşicak neden o ruhu bedeninden uzaklaştırsınlar ya da o ruhun bebenini yok olmaya çürümeye terketsinler. bu konuda dini öğeleden çok bunun etkisi olduğunu düşünüyorum.

Çevrimdışı Masterthone

  • Girişimci
  • *
  • İleti: 2
  • Cinsiyet: Bay
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #9 : 19 Mart 2009, 15:34:39 Prş »
 ' ATATÜRK KUR'ANI KERİMİN AHİR ZAMANDA GELECEK DECCAL SIFATINI TAŞIYOR... BÜYÜK DİN ALİMLERİNİN ÇOĞU ATATÜRK'Ü DECCAL OLARAK BELİRTİYOR... KERAMETE ERMİŞ TÜRKLER DAHİ ONA BÖYLE DİYORSA BİLKİ DOĞRUDUR... UMARIM DECCALIN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLİYORSUNDUR.... ' diye bi metin okudum bi yerde ve kan beynime sıçradı ayrıca ATATÜRK ün dolmabahçede falan ölmediği ve ölürken çok ama çok büyük  acılar çektiğide geçiyordu metinde hatta toprağın ATAMI kabul etmediği iki kere toprağa gömüldüğü ikisindede toprağın ATAMI kustuğu yazıyordu bu yüzden Atam Anıtkabir e gömülmüş diyorlar  ve adamların tezinide aynen buraya yapıştırıyorum . . . .         

   Saidi Kürdi ( Son Ulemaymış adama Üstad diyorlar ) ,ye göre Atatürk Deccal mi ?
 
Saidi Kürdinin Atatürk hakkında söylediklerine bir bakalım:

“Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)

Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:

“Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)

“...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)

Saidi Kürdi nin Deccal dediği Atatürk bugün Kurdi nin öğrecilerinin işbirliği yaptığı Amrikanın kolejlerini misyoner faaliyetlerde bulunuyor diye kapattırmış ve Bab–ı Ali’nin “Misyonerle Mücadele Teşkilatı” kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922’de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı’na çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadolu’da “Öksüzler Yurdu” altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak “bu talebin derhal reddedilmesini” istemişti . . . ..       

  diye bitiyoR....   Ne olur kafayı yemek üzereyim kim doğru söylüyor inanın ruh sağlığım bozuldu Allah rızası için yardım edin çünkü biliyorum ki Atatürkçülük demek dinsizlik demek değil ne olur acil bir cevap yazın   
   

Çevrimdışı dead_man

  • Forum Heveslisi
  • *
  • İleti: 41
  • Cinsiyet: Bay
ATATÜRK NEDEN MUMYALANDI???
« Yanıtla #10 : 15 Ağustos 2009, 17:15:17 Cts »
Birsam paylaşım için tskler.Masterthone yazdıklarını aklım almıyor,yazı için sanada tskler.
Kalbime dokunduğumda hislerimdesin
Gel diye ağladığımda gözlerimdesin
Başımı yastığa koyduğumda düşlerimdesin
En önemlisi her zaman içimdesin...!