denince, yemeklerden, özellikle fazla miktarda şeker ve unlu mamuller içeren yiyecek-içeceklerden 2-3 saat sonra ortaya çıkan aşırı terleme, çarpıntı, halsizlik, bulantı, dikkat kaybı, hatta el titremeleri ve sonra da uyuklama gibi belirtiler akla gelse de, son yıllarda hipoglisemik işaretlerin oldukça farklı olabileceği anlaşıldı.

Kan şekerindeki düşme, azalmanın derecesi ve süresine de bağlı olarak çok farklı belirtiler verebiliyor.
Mesela tatlı-unlu yiyeceklere aşırı ilgi duymak, özellikle “tatlı krizleri” yaşamak, gün boyu tekrarlayan sinirlilik, gerginlik, yorgunluk, uyku halleri de hipoglisemi ile ilişkili olabiliyor.

Ayrıca uzun süren açlıklar, herhangi bir öğünü kaçırmayı takiben ortaya çıkan yorgunluk, uyku hali, huysuzluk, sinirlilik halleri de aynı kategoriye dâhil.

Sık sık tekrarlayan gece terlemelerinin (özellikle uykudan 2-3 saat sonra ve sabaha karşı oluşan terlemeler), yalnız tatlılara değil, tuzlu gıdalara da aşırı ilgi duymanın, sık sık susamanın, ilerleyici bellek kaybının, hatta depresyonun bile hipoglisemi ile ilişkili olup olmadığının araştırılması gerekiyor.

Hipogliseminin oluş nedenleri:

*Gereğinden fazla insülin veya şeker ilacı almanız,

* enjeksiyonundan veya aç karnına içilen ilacınızı aldıktan sonra yemeğinizi geciktirmeniz,

*Yemeniz gereken ana/ara öğünleri atlamanız,

*Yoğun bir stres veya hastalık döneminde olmanız,

*Gereğinden fazla egzersiz yapmak,

*İnsülin enjeksiyonu yaptığınız bölgedeki kaslarınızı çalıştırıcı bir egzersiz yapmanız (örneğin; insülin enjeksiyonunuzu bacağınızdan yaptıktan sonra koşma, futbol, bisiklet binme gibi bacak kaslarınızı çalıştırıcı, dolayısıyla insülinin etki hızını arttırıcı egzersiz yapmanız)

*Aç karnına ve her zamankinden fazla egzersiz yapmanız ,

*Aç karnına alkol almanız,

*İnsülini her zaman aynı bölgeden yaparken, o gün enjeksiyon bölgesini değiştirmeniz,

*Sindirim güçlüğü, mide boşalmasının gecikmesi gibi sorunlarınızın olması,

*İlaçları yanlış zamanda kullanmanız,

*Soğuk ortamdan çok sıcak ortama geçmeniz.

Belirtileri:

*Ellerde ve ayaklarda titreme,

*Ani halsizlik, yorgunluk hissi,

*Yemeniz gereken ana/ara öğünleri atlamanız,

*Açlık hissi,

*Dikkat dağılması,

*Bulanık veya çift görme,

*Baş ağrısı, baş dönmesi,

*Sinirlilik hali,

*Çarpıntı,

*Özellikle yüzde solukluk,

*Soğuk terleme (normal bir terlemeden faklı olarak boncuk taneleri şeklinde olur).

SORUN NEDEN YAYGINLAŞTI?

Hipoglisemi sorununun son yıllarda daha popüler hale gelmesinin sebebi sık sık yaptığımız beslenme yanlışları. Son yıllarda çok fazla şekerli ve unlu yiyecek içecek tüketmeye başladık. Bu durum (özellikle genetik mirasında orta yaş diyabeti (Tip2 diyabet) bulunanlarda) reaktif hipoglisemiyi sık rastlanılan bir sorun haline getirdi.

Her yıl biraz daha büyüyen karbonhidrat tutkusu (özellikle önlenemez hale gelen fruktoz şurubu eklenmiş meşrubatlar, paketlenmiş unlu şekerli atıştırmalara olan ilgimiz) reaktif hipoglisemi probleminin yaygınlaşmasında en önemli neden oldu.

Genetik mirasınızda pankreasınızdan insülin patlamasına yönelik bir eğilim varsa, pankreasınız kana hızlı karışan karbonhidratlara (kurabiye, baklava, bisküvi, gofret, browni, cips, patlamış mısır, beyaz ekmek, nişasta, kızarmış patates) fazlaca hassas ise aşırı şekerli ve/veya unlu besinler pankreasınızın yüzüne inmiş birer şamar gibidir. Kanınızda baş edilmesi güç insülin patlamalarıyla neticelenir.

Hipoglisemi çoğu zaman sadece beslenmede yapılacak küçük değişimlerle bile kontrol altına alınabiliyor. Seyrek olarak çok özel bazı durumlarda ilaçlardan ya da cerrahi girişimlerden faydalanılıyor. Yani sorunun çözümü son derece kolay!

Reaktif hipoglisemi probleminin bir hastalık değil, bir belirti olduğunu ve arkasında Tip2 diyabet eğilimi dışında başka sağlık sorunlarının da bulunabileceğini hatırlatalım. Böyle bir sorunun neden olabileceği hastalıkların araştırılması gerektiğini de not düşelim.

Beslenme hatalarımızın faturasını ödüyoruz!

Besinlerdeki şeker ve diğer karbonhidratlar (ekmek, makarna, pilav) insülin hormonu sayesinde hücre içine girebilir, ancak bu şekilde enerjiye dönüşür.

Eğer genetik mirasınızda Tip2 diyabet (erişkin tipi şeker hastalığı) varsa (yani anne-bana ya da diğer yakın akrabalarınızda orta ve ileri yaşlarda çıkmış, çoğu zaman ilaçsız bile ayarlanabilen ama genellikle bir veya birkaç hapla tedavisi mümkün olan bir kan şekeri yüksekliği söz konusuysa), bu ve benzeri yanlışlar bir süre sonra insülin direnci problemiyle neticelenir.

İnsülin hormonunun hücreyle ilişkisi bozulur. Hücreye şeker girişi problemli hale gelir. Bu durumda “metabolik organizasyonunuz” bu direnci aşabilmek için pankreas bezinize “daha fazla insülin salgıla” talimatı verecektir.
ışte bu insülin patlamaları sonucunda un ve şekerden zengin yiyecek-içeceklerin alımından bir veya iki saat sonra ya da ilerleyen saatlerde kan şekerinde ani düşmeler, yani hipoglisemik ataklar başlayacaktır.

Ne yapmalı?

Hipoglisemi tanısı koymak kolaylaşmıştır. Eskiden 5-6 saate kadar uzayabilen yükleme testleri, kanda insülin seviyelerini ölçmenin kolay, çabuk ve ucuz hale gelmesi nedeniyle iki saatte yapılabilir hale gelmiştir.

ınsülin ve glukoz toleransı testi şeklinde uygulanan bu testlerde açlık insülini 8-10, iki saatlik insülin seviyesi ise 30 mlU/ml’den az olmalıdır. Ayrıca açlık kan şekerinin 100, iki saatlik şeker ölçümünün ise 140 mg/dl’den düşük olması gerekmektedir.

Eğer yaşadığınız bazı sorunların hipoglisemi ile ilgili olabileceğini düşünüyorsanız, uzun süren ve üst üste 4-5 kez damara girip kan alma zorunluluğu gerektiren testler yerine bu kısa süreli testten de yararlanabilirsiniz.

 

Kaynak:hürriyetsağlık

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here