Büyük bir sevdaydı yaşadıkları. İlk defa farkında olmadan kendinden fazla sevmişti Yağmur. İlk defa birinin yüzü güldümü gülüyordu yüzü o zaman mutlu oluyordu yüreği. Tahmin etmiyordu bu kadar fazla sevebileceğini ya düşmüştü bir kere sevdanın kollarına kendinden habersiz. Aşk bulup çalmıştı kapısını her nekadar yaşamak istemese de onu.

Ama kolay değildi onların aşkı yollar hatta kıtalar vardı arada. Gerçi onların sevgisini yollar yok edemiyordu arasıra yazdıkları mektuplar bir dakika da olsa duydukları sesleri yetiyordu mutlu olmalarına. Seven için yolların ne önemi vardı ki seven katlanırdı.Onlarda katlanıyordu işte..

Cenk yurt dışında devam ediyordu öğrenimine.Yağmur Türkiye’de sosyoloji son sınıftaydı ve LESe hazırlanıyordu. İyi bir puan almayı hayal ediyordu sürekli Çünkü bu onun sevdiğine kavuşturacak tek yoldu şu an için.Eğer yüksek puan alırsa Cenk’in bulunduğu okula başvurabilecekti ve yollar engel olamayacaktı kokularını hissetmeye.

İkisi de sıkı bir tempoda çalıştıkları için çok fazla görüşemiyorlardı. Bu nedenlede genellikle haftada bir mektup atıyorlardı birbirlerine.Tıpkı eski zaman aşkları gibi.Mektuplarla anlatıyorlardı özlemlerini.

“Yüreğim yüreğine sevdalı. Kokunu ararım yollarda sarılmak ister ruhum sana. Özlemin dağ gibi sevdiğim yok edemiyorum. Göz pınarlarım kurudu dayanamıyorum. sensiz buralarda nefes alamıyorum.”

Diye başlardı Yağmur özlem kokan sevda kokan ve birazda gözyaşı dolu mektubuna.

“Özlenen sevgili yüreğim sana ait unutma.”

Diye bitirirdi mutlaka. Mektubuna karşılık hep Kardelen Çiçeğim. sözüyle başlayan bir mektup alırdı Cenk’ten. Her hafta postacının yolunu beklerdi iki sevgili. Postacıyı her gördüklerinden akşam babalarının gelip çikolatalarını vermesini bekleyen çocuklar gibi gülerdi yüzleri. Postacı onların vazgeçilmez bir sevda bekçileri olmuştu bir nevi..

O sıralar herşey tamda yolunda giderken hastalığı yine yokladı Yağmur’u.Kalbinde sorun vardı kendini bildi bileli genç kız. Çok önemli değil diyorlardı ama genede dikkat etmesi gerekiyordu. O sabah ağrılarına dayanamayıp doktorun yolunu tuttu sabahın ilk ışıkları vururken yeryüzüne.

“Kalp kapakçıklarınızda yetersizlik var.Ve açıkcası bir an önce hastaneye yatmanız gerekiyor Yağmur hanım. ”

Diyen doktorun sözüyle anladı herşeyin ne kadar ciddi olduğunu.

“Ama benim sınavım var doktor.O sınava girmem gerek. Bir ayım kaldı. ”

Diye cevap vermiş ve yatmak istemediğini belirtmişti Yağmur.Evet en azından sınavdan önce yatmamalıydı hastane çünkü o sınav onun Cenk’e gidiş biletiydi.doktoru ikna ederek ve ablasına hiçbirşey söylememesini tembihleyerek sınavdan sonra yatmayı kabul etti genç kız..

Sınava çok az kalmıştı ve heyecanı nefesini kesiyordu günler yaklaştıkça o sevdiğine gideceği günün hayaliyle dalıyordu uykuya.Her gece oraya gittiğinde yaşayacakları güzelliklerin mutluluğuyla dalıyordu uykuya.
Mektuplaşmaları devam ediyordu yine.Postacı sevda bekçiliğini en güzel biçimde sürdürüyor ve farkında olmadan varlığıyla iki genci çok mutlu ediyordu.

Sıksık ziyaretine gelen ağrıları dışında çok mutluydu Yağmur. Sınavdan sonra hastanede de hastalık işini halledeceğini düşünüyordu çok basit birşeymiş gibi.

O gece hiç uyku girmedi gözüne.sınav vardı sabah. Uyumaya çalışıyor ama bir türlü başaramıyordu.Pencerenin perdsini açtı gözlerini dikti gecenin karanlığında gökyüzüne.

“Allahım sen yardım et ve ulaştır beni sevdiğime. Yüreğimiz özlemlere yenik düşmesin.Yıldızlarla yolla yansımamı ona. Beklesin…”

Diyerek yumdu gözlerini.Sabah kalkıp alelacele giyindi. O sırada sevdiğinin mektubuda gelmişti ya hemen çıkması gerektiğinden masaya bıraktı ve sınava gireceği okulun yolunu tuttu heyecanla. Sınavdan çıtığında heyecanı kalmamıştı artık yüzü gülüyordu memnundu sonuçtan. Eve gitti yorgun ama umutlu..Başardım diyordu telefonun ucundaki ablasına.ama ilginç.ti Cenk hiç aramamıştı onu.Herhalde işi vardır diye düşündü fazla durmadı üstünde nasılsa aradı biliyordu çünkü onu seviyordu.

Eve girdi bir kahve yaptı tam oturacakken sevdiğinin mektubu geldi aklına. Açtı hemen okumaya başladı

“Merhaba Yağmur…”

Şaşırdı Bu başlangıca ne demek şimdi bu diye tekrar tekrar baktı ilk cümleye. Hiç böyle başlamazdı halbuki.
Farklı bir mektuptu bu anlamıştı genç kız.Bu nedenle daha ağır bir şekilde okumaya devam etti elindeki mektubu..

“Sen benim kardelen çiçeğimsin meleğimsin kıyamadığımsın.. Tek bir göz yaşın yakar canımı bilirsin ama olmuyor Yağmur.Sen orada ben burada olmuyor.İyice acı çekmene dayanamıyorum ve maalesef ben bu ilişkiyi bitiriyorum. Seni üzmek istemez yüreğim inan; ama olmuyor. Ne olur anla ben gidiyorum…Evet tek taraflı vermem hata bu kararı ama affet…Kardelen çiçeğim affet….”

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı Yağmur’un..Özlem kokan değil ayrılık kokan bir mektup vardı elinde. Artık sevdiğinin gittiğini anlatan sözler yazıyordu içinde. Gittiğini ve hiç gelmeyeceğini yolların ayırdığı yüreklerinin artık tamamen ayrıldığını okuyordu defalarca baktığı kağıttan.Gözyaşları üzerine dökülüyordu harfler birbirine karışıyordu o inatla o inanmayarak okumaya devam ediyordu aynı cümleleri. Nasıl olurdu da hiçbir söz hakkı vermeden bitirebilirdi. Nasıl bu kadar acımasız olabilirdi sevdiği anlayamıyordu.
Ablasının sözü geldi aklına hemen..

“Aşıksın ya miniğim aşkın acı yanı da vardır. Onu tadacak kadar güçlü müsün bakalım?”

O vakitler anlamamıştı bu sözü ama şimdi evet şimdi anlıyordu ne demek istediğini. Etinden et kopuyordu sanki sanki yüreği parçalanıyordu da o hiçbir şey yapamıyordu. Mümkün olsa bir bıçakla söküp atmak isterdi kalbini acısına dayanamıyordu. Beynini uyutmak hatta hiç hatırlamamak ve belki de aslında hiç yaşamamak istedi bir an.. Ama elindeki mektubu görünce yaşayacağını anladı uyuyamazdı çünkü yada ölemezdi..Aşk güzel yanını bitirmiş şimdi acısını tattırıyordu yüreğine.Yapacak bir şeyi kalmamıştı.Ama maalesef güçlü de değildi. Kaldıramıyordu yaşasa da bu acıyı yüreğinden asla atmayacağını düşünüyordu.


Eline ikisinin fotoğrafını aldı uzun uzun kokladı fotoğrafta kalan mutluluğunu. Gözünden bir damla gözyaşı yüreği kırgın

“Ne gerek vardı..” Dedi..

“Hani yollar engel olamazdı sevgimize hani bir gün mutlaka birleşecektik bir gün mutlaka yok edecektik aramızda ki yolları. Hani sevmiştin hani hiç gitmeyecektin? Yalancı…”

Diyerek bıraktı elindeki resmi ve hıçkıra hıçkıra tükenen gözyaşlarını akıtmaya devam etti cehennemden arta kalan o günde.

…………………….
………………………


Cenk’te odasında aynı resme bakarak ağlıyordu erkekler ağlamaz lafına inat. Bir yandan da sanki Yağmur’un sözlerini duyuyormuş gibi konuşuyordu resimde gülümseyerek bakan yıkık sevdasına.

“Yalancı değilim sevdiğim. Çok seviyorum seni ama neden yaptığımı bende bilmiyorum. Korktum anlıyor musun beni bırakmaktan başkasını seviyorum demenden korkuyorum. Mektubu yolladıktan sonra pişman olmadım mı sanıyorsun.Oldum köpekler gibi oldum ama ne fayda mektup yollandı bir kere.Bir kere dedim gidiyorum diye.Dönsem kabul eder misin sanki.Ne olur affet gerçekten korktum.. Gitmenden çok korktum..”

Fotoğrafı öptü derken ve ağlamaya devam etti tüm pişmanlığıyla yalnızlığına genç adam…

…………………..
…………………..


Yağmur hala inanmıyordu sürekli son mektubu okuyordu.Ayrılıklarının ardından iki ay geçmişti ya o yüreğinin acısına hala katlanamıyordu. Hastaneye yatmıştı artık. Ablası yanındaydı sürekli. Yalnız bırakmıyordu kardeşini bir an olsun ayrılmıyordu yanından.Yağmur’dan ablasına anlatıyordu içindekileri..Neden diye soruyordu sürekli. Ama hiçbir cevabı beğenmiyor sonunda o son mektubu alıp eline koklaya koklaya okuyordu yeniden gözyaşlarıyla…

Hastalığı konusunda da pek önemli gelişmeler yoktu aslında ama fazla umursamıyordu aslında hiç umursamıyordu. Birazda bu yüzden her şey kötüye gidiyordu.. Çünkü Yağmur düzelmek istemiyordu ve morali iyi olmadığı sürece en önemlisi de iyileşmek istemediği sürece kimsenin yapacağı bir şey yoktu.Olsa da Yağmur izin vermiyordu.

Genellikle ağlıyordu ağlamadığı zamanlarsa uyuyor. Uyuyarak biraz olsun unutuyordu.
O gece ablasının tamda yeni daldığı bir zamanda şimşek sesiyle açtı gözlerini genç kız ve pencereye yöneldi sessizce. Yağmur yağıyordu ve o en çok yağmurun altında yürümeyi seviyordu. Islanmayı delice ve sonunda
üşütüp hapşırmayı delice.

Sessiz sessiz çıktı odadan hemşireyi de atlatıp bahçede buldu kendini. Açtı kollarını hastanenin bahçesinde ıslandı.. Sırılsıklam olana kadar ıslandı.. Bir anda kalbine bir ağrı girdi hepsinden farklı umursamadı. Gözlerini kapattı Cenki düşledi bir an sevdiği karşısında gülümsüyordu ona. Yağmur ıslatmaya devam ediyordu delice..

……………
…………………..

Rüyasında bir ormandaydı Cenk. Yağmur yağıyordu ve şimşekler aydınlatıyordu gecenin karanlığını. Birden Yağmur’u fart etti ilerde. Koşarak gitti yanına sarıldı..Sıkı sıkı koklaya koklaya sarıldı sevdiğine.

“Kardelen çiçeğim… ”

Dedi tıpkı eskiden dediği gibi.

“Affet beni.N’olur affet.Seni çok seviyorum affet…”

Diyordu.Yağmur hiç ses çıkarmıyordu sadece özlemle sarılıyordu Cenk’e. Uzunu uzun sarılı kaldılar Yağmurun altında iki sevgili. Derken ir süre sonra yağmur kesilmeye başladığı anda bir öpücük kopdurdu Yağmur sevdiğinin yanağına

“Beni sevdiğini bilmek yeterli.Gidebilirim artık. Hoşçakal..”

Dedi ve Cenk yatağında açtı gözünü.Genç kızın hoşçakalı yankılanıyordu beyninde. Onun bulunduğu yerde de yağmur yağmıştı yeni ve yağmurun ardından gelen toprak kokusu sarmıştı her yanı. Komidinin üzerindeki fotoğrafı aldı genç adam. İçin için gitmeyi planladı kafasında.Gidip af dilemeyi gerekirse diz çökmeyi ama yeniden kabul ettirmeyi kendisini.

…………………………

Tam bir hafta sonra Türkiye’de buldu kendini. Yağmur’a ulaşamadı ablasını aradı.

“Ben Cenk. Yağmur’u görmem gerek ulaşamıyorum. N’olur onun yanına götürün beni. Evinide değiştirmiş yardım edin bana.”

“Peki..”

Dedi Ceylan umutsuzca yalvaran Cenk’e. Cenk kardelen çiçeği buldu bir çiçekciden ve Ceylan dediği buluşma yerine doğru ilerledi söyleyeceklerini tekrarlaya tekrarlaya. Sınava giren öğrenciler gibi ezberliyordu her şeyi. Affedecek diyordu bir yandan da affetmezse kapısında yatarım.Olmazsa intihar ederim.Kıyamaz bana biliyorum..
Kendi kendine konuşa konuşa gelmişti buluşma yerine. Ceylan garipti bi kötüydü sanki kırk yıl geçmişti de yaşlanmıştı. Suskundu aynı zamanda hiç konuşmuyordu.

“Herhalde Yağmuru üzdüğüm için kızgın” diye düşündü Cenk. Bu yüzden tek kelime etmedi yolda ilerlerken Ceylan’la…

Yarım saat sonra bir mezarlığın önüne geldiklerinde yüzü asıldı anlamsız bir ifadeyle Ceylan’a bakmaya başladı. Ceylan mezarlığın kapısında konuşmaya başladı..

“Burada ne insanlar yatıyordu öyle değil mi Cenk?. Ne umutlarda gömülmüştür toprağa onlarla birlikte. Ne çok öykü çıkar yaşama dair acılı ne öyküler çıkar yitip giden hayatların ardında. Sana burada yatan birini anlatmak istedim Yağmur’a götürmeden önce. Burada benim yüreğim yatıyor biliyor musun? Bir genç kız yatıyor bu mezarlıkta. Daha toprağı yeni daha acısı derin. Kalbinden rahatsızdı bu minik yürek. Bir an önce hastaneye yatması gerekiyordu ama o yatmadı. Neden biliyor musun? Umudu vardı sınava girecek sevdiğinin yanına gidecekti. Bu yüzden sınavdan sonra yatacaktı hastaneye. Sonra sınavı da kazanırsa hemen iyileşip sevdiğine gidecekti hiçbir şeyi düşünmeden. Derken sınava girdi ve ne oldu biliyor musun…Aynı gün sevdiğinden gelen mektupla istenmediğini öğrendi..”

Cenk kalakaldı konuşamıyordu ağlayamıyordu. Mektubu geldi aklına lanetler etti içinden… Ceylan’ın susması için yalvardı Tanrıya çünkü korkuyordu o genç kız Yağmur demesinden deli gibi korkuyordu. Ama Ceylan susmuyordu.

“Canı gitti o mektupla çöktü birden. Fenalaştı bir ara hastaneye yattı. Ama yüreği acılıydı bir kere iyileşmek istemiyor bir an önce öleyim diyordu. Bana sorular soruyordu cevabını kimsenin bilmediği. Sonra sevdiğinden gelen o acımasız o ayrılık kokan mektubu okuyordu tekrar tekrar.
Bir gece Yağmur yağarken hepimizi atlatıp çıkmış dışarı. Gözlerimi açtığımda göremeyince aramaya başladık her yerde. Hâlbuki biz onu ararken o çoktan gülümseyerek veda etmiş yağan yağmurun altında.”

Derken durdu Ceylan gözündeki yaşı sildi. Elindeki zarfı uzattı yüzüne bile bakmadan Cenk’e..

“İlk mezar onunki.Sevdiğim gelirse kolay bulsun abla.Olurda ölürsem mezarlıktaki ilk taş benim olsun demişti. Sizi yalnız bırakıyorum…”

Ve ağır ağır güçsüz sanki her an düşecekmiş gibi uzaklaştı Ceylan yüreğini bıraktığı mezarlıktan.
Cenk ağlayamıyordu belki de hala inanmıyordu kim bilir. Yavaş ve korka korka ilerlemeye başladı mezarlıkta. İlk mezar taşının üstünde yazan yazıyı okudu. Çöktü oracıkta gücünü kaybederek biran.

“Özlenen sevgili yüreğim sana ait unutma.”

Ve altında..

“Yağmur Sedef…”

Gözleri doldu genç adamın. Yüreği aktı bulunduğu yerde Bir noktada kalakaldı. Özlenen sevgili yüreğim sana ait….

Elindeki zarfı açtı sebepsiz ağlıyordu ama acısını hiç bir şekilde anlatamıyordu gözyaşları acısını bir türlü dindirmiyordu.

Zarfın içinde sınav sonuçları vardı. Sonuçlara baktı toprağı okşadı.

“Kardelen çiçeğim…

Kazanmışsın….Geliyordun…”

Diyebildi. Elinden zarf düştü.Yağmur başladı.Genç adam kalakaldı.

Yoların ayırdığı iki sevgili ilk kez birlikte yağmurda ıslandı. . .


Alıntıdır.

6 YORUMLAR

  1. ellerinize sağlık. . Yemin ediyorum gerçek bir hikâye olmaması için herşeyimi verirdim. .

  2. okudum okurken içim cız etti eğer bu yazı gerçekse canlandırılmasını isterim çok talep alır

  3. gercekten okuyup da tutamadım göz yaşlarımı tek kelimeyle süper di ne olursa olsun herşey tek olmamalı seviyorsan ki elbet paylaş sevdiginle herşeyini:((

  4. evet hem çok güzel hem çok acı… okurken kalbim sızladı yağmurum acısı aktı gözlerimden çok hoş yaa ne diyim…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here