Gönderen Konu: Tiyatro Sanatçıları ile Yapılan Röportajlar  (Okunma sayısı 4478 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Zynep

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 10.497
  • Cinsiyet: Bayan
  • Stranger&Zynep
Tiyatro Sanatçıları ile Yapılan Röportajlar
« : 17 Ocak 2007, 08:39:45 Çrş »
Emre KINAY

'Varoşlardan geldiğim için oyunculuğum iyidir."

' Sokak arasını iyi bilirim ben. Varoşlardan gelmek oyuncu için bir artıdır. Çünkü sürekli fotoğraf çeker; beyninize atarsınız! Orada ne kadar çok fotoğraf varsa o oyuncu o kadar zengindir "Tahtakale'de toptancılık yaparım, yine TV'de olmam. O da yapılacak iş mi" derdim. 8 yılın sonunda üniversite harcımı bile ödeyemedim, 6 ay tiyatrodan para alamadım. Hayat böyle işte..."

Yıllardır devlet tiyatrolarında sahne tozu yuttu Emre Kınay ama herkes onu -pek çoğunun hikayesinde olduğu gibi- televizyonda rol aldığı dizilerle tanıdı. 'Yılan Hikayesi'ndeki Erkan Ağa rolü; ardından Baba, Berivan, Yüzleşme, Yeditepe İstanbul dizileriyle yeteneğini herkese kanıtladı. En son atv'de yayınlanan 'İstanbul Şahidimdir' dizisinde harikalar yaratıyordu. Fakat dizi yayından kaldırıldı... Önceleri hukuk okumak istemiş; biraz daha adaletli insanlar arasında olsun diye! Sonra lisedeyken edebiyat hocası sayesinde tiyatroya başlamış. "Annem babam tiyatro sanatçısı. Ama çok seneler önce bırakmışlar, ben beşinci çocuğum. Babam sinemacıydı, ben 9 yaşındayken öldü. Hep onun montajını, dublajını yaptığı kısa filmleri seyrederek büyüdüm. Böyle bir alt yapı vardı yani. Oyuncu tiyatroda insanlara ait hikayeler anlatır, ki yüzleşsin birileri diye. Ben bu hikayeleri anlatmak istiyordum insanlara. O yüzden oyuncu olduğunuzda birçok hayatınız oluyor" diyor mesleğini nasıl seçtiğini anlatırken. Mimar Sinan Üniversitesi'nde tiyatro eğitimi alarak işe başlamış. 92'den bu yana da profesyonel olarak tiyatro yapmış. Ancak şimdi TV ekranlarının starlarından. "Çok sefalet çektim, ciddi anlamda çok süründüm" diyor gerekçesini anlatırken. Amacı buradan kazandığı popülariteyle tiyatroya seyirci çekmek. Şimdi bunu yapacak kadar şöhretli ama bu kez de başka engeller var.

* Siz varoşlardan geldiğinizi, sokak arasını iyi bildiğinizi söylüyorsunuz. Doğru mu?
 Evet, varoştan geldim. Sokak arasını da, sokak dilini de iyi bilirim.

* Ne katar bir oyuncuya varoşlardan gelmek? Bir oyuncu için artı mıdır?
 Çok artıdır. Çocukken Nişantaşı çocuğuydum, babamın vefatından sonra ekonomik zorluklar oldu. Küçükçekmece'de başlayan bir eğitim ve aklınıza ne gelirse... Ne fark ediyor? Siz sürekli fotoğraf çekiyorsunuz! Beyninizde hazine var, oraya atıyorsunuz sürekli; yaşlı adamlar, genç kızlar, ikili ilişkiler, yaşama ait fotoğraflar... Sürekli biriktiriyorum. Orada ne kadar çok fotoğraf varsa bir oyuncu o kadar zengin demektir.

* Daha kolay para kazanmak isteyebilirdiniz; tiyatroyu seçmek için bir şeylerin sizi çok etkilemiş olması lazım...
 Ben çok iyi bir aileden geliyorum, temelleri çok sağlamdır. Varoşa sonradan gittim. Ama oradan çıkmış olsaydım belki de aklıma hiç tiyatro gelmezdi, DGM'de çete suçuyla yargılanan biri de olabilirdim! Hayat bu!

* Çok büyük aşkla tiyatroya başlayan pek çok oyuncu, 'ekmek parası' yüzünden televizyon dizilerinde. Bu doğru mu?
 Doğru. 5 sene önce sorsaydınız doğru değil derdim ama bugün doğru bir şey. Ben konservatuvara 90 senesinde girdim. İnatla, 'televizyon yapmayacağım, sinema belki' dedim. Yapmadım da... Ama çok sefalet çektim.

* Ki oyun yöneten biriydiniz...
 20 küsur tane oyun yönettim. 'Tiyatroyu bıraktığım zaman zaten bu işi yapmam, gider Tahtakale'de toptancılık yaparım, televizyon yapılacak iş değil' dedim. 8 yılın sonunda üniversite harcımı ödeyemedim, master'a giremedim. Bir geçiş dönemi olmuştu, 6 ay tiyatrodan da para kazanamadım. Sonra bir arkadaşım, 'arkadaşlar siz oyuncusunuz, elbette her işi yapmayacaksınız ama yaptığınız işlerde oyuncu olduğunuzu mutlaka anlatırsanız bu işi yapmanızda bir sakınca yok. Çünkü orada bir ekonomi var, gidin o ekonomiyi alın' dedi.

* Ben de bunu merak ediyorum; neden bir sakıncası olsun ki?
 Sakıncası yok, konservatuvardan böyle güdüleniyorsunuz. Benim bir sürü öğrenci arkadaşım var, 'oyuncu olsa ne olur, dizi yapıyor' diye gülüyorlar; biliyorum bunları ben. Onlar da büyüyünce anlayacaklar. Aktörlük pahalı bir iş. Haftada bir gün mutlaka kitapevine gitmeniz lazım. Her gün 6-7 tane gazete okumanız lazım, sinemaya, tiyatroya gitmek zorundasın, evine DVD almak zorundasın. Bu benim eğlencem değil, işim! Bunları yapmak da para. Ben bunu 3 yıl önce yapabildim! Ben daha önce başlamış olsaydım belki uluslararası platformda daha önde olacaktım.

* Ama eskiden tersini savunuyordunuz; televizyona ticarethane diyordunuz...
 Yine ticarethane diyorum! Televizyon bir ticarethane ve orada bir para var. Ekonomi var orada. Ben o ekonomiyi niye bırakayım; ben bıraksam, siz gidip alacaksınız. Düşüncem bunu reddediyor ama bu düzene başka türlü ayak uyduramıyorum. Ayrıca tiyatroda sürekli kapalı kalmanın da bir süre sonra muhafazakarlık getirdiğine inanıyorum. Televizyon çok önemli. Aptal kutusu falan değil, çok akıllı insanların işi. Sadece özensizlik var.

* Tiyatrocular para kazanmak için TV dizilerine geçiş yaptıklarını, buradan kazandıkları popülariteyle tiyatroya seyirci çekmeye çalıştıklarını söylüyorlar.
 Bu kolaycılık değil mi? Bir şey söyleyeceğim, yazacak mısınız?

* Tabii ki.. Neden bana 8 yıl boyunca röportaj yapmaya gelmediniz peki?

* Röportaj mı önemli yani? Hayır, önemli olan benim yaptığım işi duyurmak... Ben 'Barış' diye bir oyunda oynadım. Biz gazeteye ilan veremedik, haber veremedik, röportaj yapamadık, ne anlatmak istediğimizi anlatamadık. Galaya basını çağırdık, gelmedi. Eğer ben oyunda biriyle sevişip öpüşmüyorsam ya da biri memesini açmıyorsa, hiçbir televizyon gelmiyor. Ben ortalama 70 sayfalık işi 5 günde olağanüstü bir çabayla çekeceğim, montajlanacak, bu arada setten iki saat kaçıp oyun da oynayacağım, seyircinin bana hayran olmasını sağlayacağım, o hayranlıkla 'ay hadi gidip bunun canlısını görelim' diye tiyatroya gelecek! Bu kolaycılık değil, hatta bu zor! TV'den gelen şöhret tiyatroya, bana, bir tek seyirci getirecekse, bu şöhretin başımın üzerinde yeri var.

* Bu amaca hizmet için ne yapıyorsunuz?
 Geçen seneden devam eden bir oyunum vardı; İkinci Caddenin Mahkumu. Tiyatro yönetimiyle bir tatsızlık var, sahneden kaldırıldı.

* Tam da hayal ettiğiniz duruma geldiniz; popülaritenizle tiyatroya seyirci çekecek durumdazınız. Ama sürtüşmelerden dolayı mı şu anda tiyatro yapmıyorsunuz?
 Evet ciddi bir sanatsal görüş ayrılığımız var, tiyatroya bakış anlamında. Dolayısıyla bir noktada birleşemiyoruz.

* Televizyonu bırakacak mısınız bir gün?
 Doğru düzgün giderse bırakma niyetim yok. Macbeth'de oynamakla İstanbul Şahidimdir'de oynamak çok farklı ama özde oynamak eylemi var. Sadece televizyon daha özensizdir... Fast food'la güzel bir Osmanlı mutfağı arasındaki fark gibidir.

Akşam Gazetesi

Çevrimdışı Zynep

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 10.497
  • Cinsiyet: Bayan
  • Stranger&Zynep
Tiyatro Sanatçıları ile Yapılan Röportajlar
« Yanıtla #1 : 17 Ocak 2007, 08:45:13 Çrş »
Ve Emre Kınay Tiyatrosunu kurar;

Emre Kınay: Aile kavramını ayağa düşürmek istemiyorum
Bu sezon başladığı iki dizisi de yayından kaldırılan Emre Kınay şimdilerde kurduğu tiyatrosu ve yeni oyunuyla dikkat çekiyor.
19.04.2005

O tam bir idealist. Politik ve sanatsal görüşüyle olduğu kadar, ev yaşamında da inandığı değerlerden vazgeçmiyor. Üstelik, kızının adını verdiği "Duru Tiyatro"ya yatırdığı paranın karşılığını alamayacağını bildiğini söyleyecek kadar da gerçekçi. Sanatçıyla özel hayatını ve tiyatro aşkını konuştuk.

* Tiyatro kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
Uzun zamandır, repertuarını arkadaşlarımla birlikte karar vereceğim bir projeyi yapmak istiyordum. Aslında Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda çalışıyorum. Orada belli bir repertuara uymak zorundasınız. "Kara Sohbet" etkileyici bir oyun. Uzun zamandır özel tiyatrolarda böyle bir oyun yapılmamıştı. Mizahı hiç alışkın olmadığımız bir türde yapıyor. Anlattığı hikayeler aslında çok rahatsız edici ama kullandığı dil insanları güldürüyor.

* "Çok para yatırdım, karşılığını almayacağımı biliyorum" demişsiniz. Beklentiniz değişti mi?
Para kazanacağım beklentisiyle böyle bir oyun yapılmaz. Ama bunun yapılması gerektiğini düşünüyorum. 1960'larda İstanbul'da 40 tane tiyatro perde açıyordu ve hepsi doluydu. O zamanlarda hiç kimse sahnede cinsel obje olarak kadını kullanmıyordu. Artık seçimlerde ciddi bir kalitesizlik söz konusu.

* Ama son yıllarda özel tiyatroların sayısı artıyor...
Bizim gibi arkadaşların gayesiyle arttı. Ben zaten önümüzdeki iki yılda tiyatronun yeniden şaha kalkacağını düşünüyorum. En büyük sorunumuz sahne sorunu. Sahne kiraları çok yüksek. Onun dışında tiyatro yapılmaması için çok büyük nedenler yok. Ayrıca basın bizimle ne kadar ilgilenirse, halkın da o kadar haberi oluyor. Avrupa'da işler böyle değil.

* "Sen misin, değil misin?" bu sezon kaldırılan ikinci diziniz. Bu konuda şanssız mısınız?
"Sen misin, değil misin?" geçen hafta TMSF'nin yönetim değişikliği sebebiyle kalktı. Yeni yönetim, eski yönetimin aldığı kararları uygulamıyor ve diziyi yayından kaldırıyor. Bu bana ve diğer arkadaşlarıma bir saygısızlık. Ama Türkiye'de işler böyle yürüyor.

* Dizi seçimlerinde neye dikkat ediyorsunuz?

Dizilerde çok az seçicilik kullanıyorum. Çünkü nereye hitap ettiği belli. Orada bana çok hayran olup da, gelip oyunumuzu seyrederse, bu onun kazancı. Tiyatronun da gişesine faydası olur.

* Yeni projeler var mı?
Dizi olarak bu sezon yok. Duru Tiyatro olarak Ekim ayında Haldun Taner'in 90. yaşı olması sebebiyle, siyasi boyutu olan bir kabare hazırlayacağız.

* Kendi salonunuzu açmayı düşünür müsünüz?

Param olursa ev almadan önce, tiyatro salonu açacağım. Ama çok zor.

* İdealistsiniz. Aile yaşamınızda da öyle misiniz? Kızınızı hiç görmüyoruz...
Kesinlikle öyleyim. Kızımı da özellikle çıkarmıyorum. Ayrıca kızıma nazar değer diye de bir korkum var. Aile kavramını ayağa düşürmek istemiyorum. Herkes nasıl bir ev hayatı yürütüyorsa, ben de öyleyim. Tek fark daha az televizyon izleyip, daha çok okuyorum.

* Eşiniz Emine Ün'le aynı projede bir araya gelmekten kaçınıyor musunuz?Öyle bir şey yok. Ben ailemde demokratik bir ortam gördüm. Babam da sinema sektörünün içindeydi. Ona bir proje geldiği zaman, hep beraber okuyorduk. Kendi ailemde de aynı şeyi yapıyorum. "Şöyle bir proje geldi, Emine sen de bir bak" diyorum. O da fikrini söylüyor. Ona gelen teklifleri de böyle değerlendiriyoruz. Yakında üçüncü bir oy katılacak. Amacım, Duru'yu kendi seçimlerini yapan bir birey olarak yetiştirmek. Mesleğini seçerken de onu yönlendirmeyeceğiz.

* Kara Sohbet'de Emine Ün'ün de adı geçiyordu...

Evet film kısımlarında oynayacaktı. Ama Duru'yu emzirmeye devam ettiği için Paris'teki çekimlere gidemedi. Onun yerine Sevinç Yıldız oynadı. Önümüzdeki yılki projelerde rol alabilir.

* Emine Ün "Sanki ikimiz de hamileydik" diyor. Hala eşinizin ve kızınızın üzerine aynı şekilde düşüyor musunuz?
Biraz o konularda takıntılıyım. Gerçekten Emine'nin üstüne çok düşüyordum. Ama doktorla konuştuktan sonra bu huyumdan yavaş yavaş kurtulmaya başladım. İşimde de aynı davranışları sergiliyorum.

Bugün Gazetesi'nden

Çevrimdışı Bircem

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 10.494
  • Cinsiyet: Bayan
Tiyatro Sanatçıları ile Yapılan Röportajlar
« Yanıtla #2 : 17 Ocak 2007, 10:08:21 Çrş »
Saygı duyduğum başarılı  ve karekter sanatçısına başarılar diliyorum...
Kadın, dünyaya egemen olan tek tuttukludur.

Çevrimdışı Zynep

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 10.497
  • Cinsiyet: Bayan
  • Stranger&Zynep
Tiyatro Sanatçıları ile Yapılan Röportajlar
« Yanıtla #3 : 17 Ocak 2007, 10:44:29 Çrş »
Yılan Hikaye'sini izleyenler hatırlar belki, baş kahraman Memoli idi ama ben Zeyno'nun hem Erkan Ağa'ya (Emre Kınay) dönmesini istemiştim...
O dizide bir harikaydı.

Çevrimdışı Stranger

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 2.318
  • Cinsiyet: Bay
  • Zynep & Stranger
Tiyatro Sanatçıları ile Yapılan Röportajlar
« Yanıtla #4 : 17 Ocak 2007, 13:59:26 Çrş »
Çok severim bu adamı..
Hem kişiLiğini hem oyuncuLuğunu..
» Eski bir yönetici...

Tut ELimi Bırakma...
Koy Başını Omzuma KaLdırma...
Seviyorum Seni Unutma...

Çevrimdışı Zynep

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 10.497
  • Cinsiyet: Bayan
  • Stranger&Zynep
Tiyatro Sanatçıları ile Yapılan Röportajlar
« Yanıtla #5 : 19 Ocak 2007, 11:20:35 Cum »
KENAN IŞIK




   

 
   

   
Kenan Işık; Magazin büyüklere anlatılan bir masaldır
 
 


 

 

KadınVizyon : Kadınlar sizi çok seviyor. Çocuklar da öyle.. Entellektüel insanlar tarafından da beğeniliyorsunuz.  Sizdeki elektrik nedir, önce buradan başlayalım?

Kenan Işık : Zor bir soru, sanırım bu sorunun muhatabı ben değilim.  Sorunun muhatabının, biraz önce tarif ettiğiniz insanlar olması gerek. Böyle bir sevgi varsa tabii ki bu beni çok mutlu eder. Ama bunun gerekçesinin ne olduğunu söyleyecek  bir bilgim yok, bir birikimim yok.. Ne derler hani, insanın kendisinden bahsetmesi de zor. Benim şöyle özelliklerim var, şu taraflarım var, şöyle hasletlerim var, bundan dolayı da demek pek zor bir şey,,

 



 

KadınVizyon : Tiyatroda önemli bir isimsiniz.  Tiyatroyla ilginiz nasıl başladı. Ailenizden mi, içinizde çocukluğunuzdan kalan bir şey mi vardı.. 

Kenan Işık : Aslında ben her mesleğin verili olduğuna inanıyorum. Genetik bir bağlılık var. Kaynağı orada aramak lazım galiba. Her meslekte olduğu gibi tiyatro için de bu böyle. Çünkü ben çocukken nelerle  uğraştığımı düşündüğüm zaman hep bu işlerle meşgul olduğum çıkıyor ortaya. Yani bahçede çocuklarla oynarken, annemin çarşaflarından, perdelerinden bir kulübe yapıp orada insanlara filmler oynatmışım. Daha ilkokul ikinci sınıfta müsamerelerde gözde biri haline gelmişim. Ya da işte bayramda seyranda şiirler okunacaksa ilk akla gelen ben olmuşum.  Bir gerekçesi varsa eğer bu oradan kaynaklanıyor. Beni o tarafa doğru iten bir genetik yapa vardı galiba. Bu bir mühendis için de böyledir. İşinde başarılı olmuş bir doktor için de aynı şey söylenebilir.

 

KadınVizyon : Bütün başarılar için genetik diyebilir miyiz?

Kenan Işık : Ama bir insan herhalde merak ettiği, ilgi duyduğu alana yoğunlaştığı için de  işinde başarılı olmuştur. Çünkü bence merak son derece önemli, hangi işi yaparsanız yapın merak ettiğiniz bir şey varsa ortalıkta o işte başarılı olursunuz. Edison  bu elektriği keşfettiyse yani insanlar yararlansın diye yapmamıştır bunu. Öyle inanıyorum ki merak etmiştir, böyle bir şey olabilir mi acaba diye? Ya da aklınıza gelebilecek her türlü keşif de öyledir. Yer çekiminde bile aynı şey söz konusudur. Newton’dan önce binlerce kez, insanların yanına elma düşmüştür. Milyonlarca insanın hiçbiri bu neden diye sormamıştır. Niye bu elma yere düşüyor diye merak eden biri, bu işin gerekçesini bulmuştur. Sanat da böyle bir şey.  Ben kendimi hatırladığımda beri bu işle ilgiliyim.  Allah’a çok şükür ki başka bir iş de yapmadım. Neticede üniversiteyi başka bir alanda bitirdiğim halde hep bu işle ilgiliyim.

 

KadınVizyon : Hangi alanda okudunuz?

Kenan Işık : Gazi Üniversitesi,  Kamu Yönetimi’ni bitirdim ama buna rağmen o işle ilgili herhangi bir şey  yapmadım.. İşime yaramadı mı, yaradı elbette. Neticede ben oyun yazarıyım. Tiyatro rejisörüyüm. Bu alanlarda  da, eğitimimin getirdiği birikimlerden yararlandığım anlar oldu.

 

KadınVizyon : Oyuncusunuz, televizyoncusunuz, rejisörsünüz. Çok fazla ünvanınız var. Bütün bunları bir arada yürütmek zor değil mi?

Kenan Işık : Oyuncu olursanız eğer ya da kökeninizde aktörlük varsa bütün bunların hepsi bu alanın içine giriyor. Televizyonda  yaptığınız sunuculuk da yine bu alanla ilgili.  Eğer oyun yazıyorsanız yine tiyatronun içinde birisiniz. Bu alanlar birbirinden kopuk alanlar değil. Neticede cerrah değilim. Bir hastaya bakıp ona reçete yazmıyorum. Ya da bir ev inşa etmiyorum. Yani bu alanlar birbirine yakın alanlar.. Bu yüzden de zannediyorum ki her oyuncu bu  işlerin tümünü yapabilir. Ha, eli kalem tutmuyorsa bir insanın, elbette oyun  yazması zor..

 

KadınVizyon: İlk yazdığınız oyun neydi?
Kenan Işık : O zaman askerdeydim. “Behçet Bey’in Fötr Şapkası” idi oyunun adı. Sonra da bir oyun yarışması vardı onu yarışmaya soktum. Ciddi de bir jüriydi. Orada ödül kazanınca yazmaya devam ettim. Yani bu tiyatro yok diye, tiyatrosuz zamanda biraz  beni eğlenmiyordu, teselli etmiyordu. Ya da tiyatrodan bir yöneticiyle uzlaşamıyorsunuz veya  o sizi beğenmiyor size iş vermiyor oturup oyun yazıyorsunuz.  Benim için biraz da hobidir bu.

 

KadınVizyon  : Siz şehir tiyatrolarında yöneticiydiniz. İstifa etmiştiniz değil mi?

Kenan Işık : İstifa ettim ama bunun şehir tiyatrolarıyla ya da belediyeyle alakası yok. Bu Kültür  Bakanlığı’yla doğrudan ilgili. Çünkü ben Şehir Tiyatrosu’nu Genel Sanat yönetmeni olurken,   Devlet Tiyatroları’nın İstanbul kadrosunda yönetmendim. Kültür Bakanlığı  o sıralar benim işlerime müdahale etmeye başlamıştı. Ve bu müdahale de ağır geldi.

 

KadınVizyon : Kaç yıl önce idi bu müdahale?

Kenan Işık: 6 sene önceydi. Sen onu yapma bunu yap gibi müdahaleler vardı. Devlet Tiyatrosu’na git, Konya’ya git gibi... Bir önceki  Kültür Bakanlığı’nın izniyle ben orada Genel Sanat Yönetmenliği gibi çok ağır görev üstlenmiş durumdaydım. Dolayısıyla  kalkıp, bir başka yerlere gidecek halim yoktu. Çünkü aynı zamanda idari bir görev olduğu için imzalar, onlar, bunlar söz konusuydu. Sürekli organize  olmanızı  icap ettiren, sürekli tiyatroda olmanızı gerektiren bir durum vardı ortada. Ama sanki biraz kasıtlı bir şey uygulandı. Sonuç olarak da istifa etmek durumunda kaldım.

 

KadınVizyon : Şehir Tiyatrosu  dönemindeki o çalışmaları özlüyor musunuz?

Kenan Işık : Tabii. Devlet Tiyatroları için de aynı şey söz konusu Yani ben istifa etmemiş olsaydım zaten devlet tiyatrosunda devam ediyor olacaktım.   Bu soruşturmalara uğramam devlet tiyatrosu kadrosunda olduğum zaman başıma gelmişti ve  Şehir Tiyatrosu’nda da devam edebilirdi.

 

KadınVizyon : Yani devlet tiyatrosu sizin gibi bir sanatçıyı kadrosundan yitirdi öyle mi?

Kenan Işık : Tabii ki öyle olmuyor. Birileri yolcu birileri de hancı en nihayetinde. Ben çocukluğumdan beri tiyatronun içindeyim. 35 yıl oldu.. Bakanlar da olsa, genel müdürler de olsa birileri geliyor, gidiyor. Hemen arkasından yeni  kültür bakanı, yeni gelen genel müdür beni tekrar devlet tiyatrosuna davet ettiler. Fakat benim o sırada  işlerim vardı. Bir dizide oynamak bir  yarışma sunmak vb gibi bir takım işleri yarım bırakıp tekrar  kadroya geri dönemedim.



 







 



 

KadınVizyon : Peki, Kenan Işık bu toplumda yaşıyor en çok nelerden rahatsız oluyor.

Kenan Işık
: Rahatsız olunacak pek çok şey olabilir ama neticede refah ülkesi dediğimiz ülkelere ziyarete gittiğinizde de bu şikayet ettiğiniz ülkeye dönmek için de can atıyorsunuz. Ne olursa olsun biz bu vatana, bu toprağa bağlıyız. Burada da yine genetik bir ilişki var bu kültürle, bu coğrafyayla ve bu iklimle. Elbette ki içinde yaşadığım, doğup büyüdüğüm bu ülkede yaşamak birinci tercihim. Ne kadar şikayet edersek edelim.. Tabii ki şikayet edecek şeylerin de sonu gelmiyor. Bunları düzeltmek için çaba harcamalı herhalde. Ben kendi alanımda, sanat estetik  söz  konusuysa eğer, üzerime düşen her şeyi yaptığıma inanıyorum. 

 

KadınVizyon : Yeni bir kitabınız  da çıktı bu arada..

Kenan Işık : Evet.. Deneme türü diyebileceğimiz bir kitap.. Bu, bir yayıncının bana teklifiyle gelişti. Ben bir dönem köşe yazarlığı yaptım. Yeni Yüzyıl’da  yazıyordum.  Daha sonra da o kapanınca Yeni Binyıl gazetesinde devam ettim. Sanatla uğraşan insanın topluma dair sezgisel de olsa duyarlılıkları oluyor. Bu tür  duyarlılıklardan söz ettiğim yazılardı onlar. Ve o yazılar içinde  de güncelliğini hala koruyanlar vardı. İşte kitapta bu yazılar yer alıyor. Bir de benim sevdiğim birkaç yazarın  şiirini de bir CD’ye okudum. O da kitabın içinde armağan olarak veriliyor.

 

KadınVizyon : Sizin bir albüm çalışmanız da  vardı.  Zerrin Özer’le düet yapmıştınız.  O çok tutuldu. Ben ilk kez sizin şiirinizi orada dinledim. Ama onun devamı gelmedi.

 

Kenan Işık : Bu benim aklımın almadığı bir piyasa aslında.  Neticede herhalde bir albüm yapıp da üstüne para veren ender sanatçılardan biriyim. Piyasanın alışveriş kısmını pek bilmeyen bir insanın başına geliyor aslında bu.  Bir kaset yapıyorsunuz, anlaşıyorsunuz, sözleşmeniz de var..  Satıyor da. Ama sonuçlar çok tuhaf gelişti . 250 bin civarında tirajı oldu o albümün.. Ama Kiss  Müzik yapmıştı albümü. O da Sabah grubuna bağlıydı. . Sabah’ın başına bir hal gelince o şirket de iflas durumu yaşandı. 

 

KadınVizyon : Başka bir kaset çıkarabilirsiniz  Zerrin Özer’le. Buna bir engel var mı?

 Kenan Işık : İşte bunu yapamıyorsunuz. O zaten yapılmış, edilmiş bir kaset.  Telif  hakları söz konusu.. Şairlerin , müzisyenlerin telif  hakları var.  Ama yeni bir kaset bir başka firmayla mümkün tabii.

 

KadınVizyon : Hayal kırıklığı mı oldu sizin için?

Kenan Işık : Orada da yine benim kitapta olduğu gibi böyle şiir okumak gibi bir talebim olmamıştı.  Sadece Zerrin’in  böyle bir isteği oldu.. Bunu kendi bağlı bulunduğu şirketle yaptı.  Onun da burada şeyi yok. Sonuçta şirketin Sabah grubuna bağlı olması ve iflas durumları hiç kimsenin  önceden hesaplayabileceği bir şey değildi tabii...

 

KadınVizyon : Korsanları var mı bu kasetin?
Kenan Işık: Korsanları da oluyor tabii..  Korsanları da bilmiyoruz ne kadar basıldı ne kadar satıldı  Aslında  onlar da oradan ekmek yiyor. Neticede sokaktaki adamın para alması benim daha işime geldi!

 

KadınVizyon : Kenan Işık’ın ticarete bakışı acemice mi? Çünkü o şiir kasetinin satışını milyona dayanmaması bana tuhaf geldi.

Kenan Işık : O şöyle oldu. O albüme üç tane klip çekmek gerekiyordu. Kiss Müzik’in başına haller gelince çekemedi. Kasedi de yeniden basamadı. Çünkü haczedildi.. Doğal olarak orada ne kadar basıldıysa 6 ay, 8 ay onunla kaldı. Sonuç olarak çekler de ödenmeyince biz durdurun dedik, durdu. Dediğiniz gibi 250 binin üzerine çıkabilirdi  tabii..

 

KadınVizyon : Yeni bir albüm teklifi var mı?

Kenan Işık : Çok var. Çok fazla şirket var ama bir kere dilim yandığı için dikkatli davranıyorum. 

 

KadınVizyon : Yani şöyle diyebilir miyiz. “Yapımcı şirketler yeni bir şiir albümü için Kenan Işık’ın peşinden koşuyorlar.” 

Kenan Işık : Evet, ama şu an şirket adı vermek doğru değil. Ama sanırım  bir firmayla bu yakınlarda anlaşacağım galiba. Fakat bu da yine bir müziğin üzerine pat pat şiir okumak değil.. Birkaç sanatçıyla olabilir.  Sezen Aksu’nun çok güzel şarkıları var, onun üzerine olabilir. Ya da iki tane o olabilir, iki tane Zerrin Özer, iki tane Nilüfer olabilir. Yani ilk albümün formatından daha farklı bir albüm  olacaktır eğer yapılırsa..

 

KadınVizyon : Hiç dinlemedim  ama mutlaka  şarkıları da güzel söylüyorsunuzdur. Sizi şarkıcı değilsiniz. Nasıl olur da bir şarkı ile bir şiir bu kadar güzel uyum sağladı o kasette. O çalışmada şarkı ve şiir birlikteliğinin  bu kadar güzel duruşunun sırrı nedir? 

 

Kenan Işık : Öncelikle şunu söyliyeyim. Daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum. Zaten ikinci bir  şiirKenan Işık : şarkı albümü yapmak da bana oradan cazip geliyor.    Birincisinde yapamadığımız şeyleri ikincide başarmak  Orada acemice yaptık.  Çok çabuk oldu. Müzikler çok yerine oturmadı  Beni çok mutlu eden bir sonuç çıkmadı oradan.  Ama bir ikincisini yapıp, en azından benim tatmin olabileceğim bir albüm çıksın istiyorum.

 

KadınVizyon : Mükemmeliyetçi,  zor beğenen bir insan diyebilir miyiz sizin için.

 Kenan Işık : Evet.. Örneğin ben o kaseti iki  ya da üç kere dinlemişimdir.. Dördüncü kez dinlediğimi sanmıyorum.  Bir film yaptım. Filmde de aynı şey oldu. (Yeşil Işık’tan söz ediyor)

 

KadınVizyon : O filmi beğenmediniz mi?

Kenan Işık : Çok beğendiğim söylenemez.  O filmi de gala gecesi seyrettim.  Ondan sonra bir daha da izlemedim.  Sana filmin CD’sini verdiler. O da evde mi değil mi onu bile bilmiyorum Yani unutmak istiyorum. Çok beni mutlu etmeyince bir şey onu unutmak istiyorum. Onu bir daha görmemek istiyorum. Pek çok işte kendimi fazla eleştiririm.

 

KadınVizyon : Siz onu için mi güzel işlere imza atıyorsunuz? 


Kenan Işık : Siz öyle  söyleseniz de yaptığım bir çok işte, şurası eksik burası eksik diye beni tedirgin eden pek çok şey oluyor.

 

KadınVizyon : İnsanlar sizden yeni bir kaset bekliyorlar.  Bir de şunu sormak istiyorum. Bu kadar aşka ve  hüzne dair şiiri siz mi bir araya topluyorsunuz.?

Kenan Işık : Ben ilkokul ikinci sınıftan beri şiir okuyan biriyim. Aslında sizin geçmişinizi bilmeyince magazin yazanlar “Aa, adam ünlü oldu, şiir okudu” diyorlar. Oysa ben ünlü olmadan önce de şiir okuyan biriydim. Yıllar önce AKM’de ve Lütfü Kırdar’da  çok şiir okudum

 

KadınVizyon : Mesela, Lütfü Kırdar’da hangi yıllarda şiir okudunuz?

Kenan Işık : Tam tarihini anımsamıyorum ama 1990’ların başındaydı. Dediğim gibi şiir okumak çok eskiye dayanan bir şey. Sonuç olarak bir aktörseniz, oyuncuysanız, sahneye çıkıp bir piyeste oynayacak yeteneğe sahipseniz, düzgün de konuşuyorsanız bunlara paralel olarak  bir eğitiminiz de varsa şiir okuyabilirsiniz. Ama unutulmaması gereken bir başka

şey de duygudur. Eğer duygunuz da varsa o şiiri güzel okuyabilirsiniz.

 

KadınVizyon : Sonuç olarak oldukça güzel şiir okuyorsunuz.. Zerrin Özer’le yaptığınız o albümde de, sizin şiir dağarcığınız çok zengindi. Dünya şiirini araştırmışsınız. Pablo

Neruda gibi önemli isimlerin şiirleri yer alıyordu..

 

Kenan Işık : Türkiye’de şiire dair ne kadar çıkan kitap varsa, hepsi bende mevcuttur. Sadece güzelini bulmak değil bir de tercüme edilmesi önemli.  Türkçe’ye uyumlu olması lazım oradaki yabancı sözün. Bunu başaranlar var.  Can Yücel’in, Sheakspeare’in  Sone’sini tercüme etmesi gibi. O  şiiri insanlar sanki  yerli bir şiir olduğunu düşündü.Hatta  bana da soruldu, bu kim yazdı bu şiiri diye. 

 

KadınVizyon : Ben bu şairi biliyordum, ama bu şiirini farketmedim diyor insan o albümü dinlediğinde. 

Kenan Işık : İşte sizin içinize sinen şiiri seçip okursanız, dinleyicinin de içine siniyor belki..

 

KadınVizyon : Aşk ve hüzün hep birbirine yakın mıdır peki?

Kenan Işık : Ona biraz acı demek lazım. Aşkın zaten  oluşumunda acı var.  Kavuşma aşka başka bir boyut kazandırır. Bütün şarkı ve şiirlerin aşk üzerine yazılı olmasının sebebi de herhalde bunu daha kimsenin  keşfedememiş oluşundan olsa gerek. Bunca yüzyıldır, bunca bin yıldır şiir ve  şarkı yazılıyor ama hala insanlar bıkmış değil. Acı insanı olgunlaştırır.. Kendinizi  deşifre edersiniz acıyla. Kimim, neyim,  bu dünyadaki işim ne diye sorarsınız. 

 

KadınVizyon : Bir Yunus Emre bakışı diyebilir miyiz bu yaklaşıma?

Kenan Işık : Doğal olarak,  tiyatrocu olduğum için bu bakışım olabiliyor.  Şeyh Galib’in hayatını yazıp sahneye koydum “Aşk Hastası”nda.  Dünya çapında bir şair.. Eee bu şiirlerin kaynağı nedir deyince sizi ta tasavvufa kadar götürüyor.  Sizin o sorunuzla ilgili olarak “kavuşamama” olayından söz etmek istiyorum. Leyla ve Mecnun’da bu var.kısmen.  Mecnun, o çizilmiş  olanın dışına çıkmıştır. “Sevgili orada ama ben hala bu duyguyu içimde taşıyorum. O zaman burada aşkın objesi bizatihi sevgili gibi duruyor, ama aslında bu benim içimde var. Bunu halletmek için ben kendimin kim olduğunu  bilmeliyim. Ben hala severim ve bu  duygu, bu hasret  benim içimden hiç kaybolmuyor diye düşündüğünüz zaman, o aşkın objesi olan sevgiliyi bir yana  bırakıp o zaman ben kimim demeye başlıyor insan. Ve  kendini anlamaya çalışıyor.  Zaten o hikayenin sonu da öyle biter. Leyla ile buluşur Mecnun. Kavuşurlar. İşte “Aradığın sevgili burada” derler. Mecnun ise  “Kadeh aynı aynı kadeh ama içindeki şarap çok farklı” der.

 

KadınVizyon : Sizin aşka bakışınız nasıl?

Kenan Işık : Bizi oraya iten her dönemde başka bir şeydir. Buluğ çağında bedensel bir  şey ortaya çıkarken tecrübe kazandıkça aşkın da formasyonu değişmeye başlıyor. Evlilikte de böyledir. Evlilikte de karım ya da kocam ya da dedikten sonra  aşk başka bir boyut kazanıyor ve o boyutuyla  devam ediyor. 

 

KadınVizyon : Evlilik aşkı öldürüyor diyenlerden değil misiniz?

Kenan Işık : Bir zamanlar diyordum. Ama bu sizin bakışınızla alakalı. Aşk ilk anda yaşandığı gibi  olmaz elbette,  evlilikte zaman içinde başka bir şeye dönüşür. Aslında bana göre insanı karısına ya da kocasına duyduğu  ilginin  hayranlık boyutu daha da artıyor.  Ama ilişki doğru yaşanıyorsa ve siz bu olgunluğa ulaşmışsanız ve gündelik şeylerle onu zedelememeyi becermişseniz. Çünkü her zaman insanoğlu tektir ve kimsenin girmemesi gereken bir alanı vardır.  Biz karKenan Işık : koca olduk, her şey birbirine geçti demek  her şeyi bozan bir durumdur. İnsanın içindeki özgür alanı karı ve koca koruyabiliyorsa anlamlı olur.

 

KadınVizyon : Ancak evliliklerin çoğu dejenere olmuş vaziyette.

Kenan Işık : Olmayanlar da var. Örneğin benim halam köylüydü. Okuma yazması yoktu. Eniştem ölünce halam “ben çok yaşamam” dedi. Hasta da değildi ama bir hafta sonra o da öldü!. Buna aşk diyemeyebiliriz ama birlikte yaşamış olmanın verdiği bir uyum var.

 

KadınVizyon : Aşkın felsefesine de iniyorsunuz. Her zaman böyle mi yaklaşırsınız.

Kenan Işık : Bu bakışa olgunlaştıkça  sahip olabiliyor, derine inebiliyor. Yaşam çok sıradan bir şey değil. Eğer aşka o kör noktadan bakmaya devam ederseniz, hayatınız da önemsizdir.

 

KadınVizyon : Peki, aldatma nedir sizce?

Kenan Işık : Şimdi bu kimliklerle ilgili. Bir de insanın ruhsal, bedensel yapısıyla alakalı.  Neticede evlilik bir ahlakı gündeme getirir.  Metropollerde insan değişiyor. Bence aldatma katakullidir. Siz bu hileye düşebilecek insansanız yaparsınız.  Ben asla hileyi savunamam. Ahlaki değildir.. Evlilik dediğiniz kurumda çok fazla şey devreye giriyor. Ben birini görüp çok seversem  aşık olurum ve onunla evlenirim. Bu aldatma değildir. Ama 80 yaşına kadar da onunla kalacağım  başkasına aşık olmayacağım anlamına gelmez.

 

KadınVizyon : Aşkın garantisi yok diyorsunuz yani?

Kenan Işık : Yoktur. Sizi besleyen bu aşk fiziksel anlamda yok olunca, başka şeylere dönüşür.

 
 
 
 
 

Çevrimdışı Sibbosh

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 5.089
  • Cinsiyet: Bayan
  • leave me alone....
Tiyatro Sanatçıları ile Yapılan Röportajlar
« Yanıtla #6 : 19 Ocak 2007, 19:46:16 Cum »

Toprak Sergen

Tiyatrocu bir aileden geliyorum.
Babam tiyatrocu. Dolayısıyla aslında aile içinde benim sanat yaşamım başladı. Bundan öncesinde hepimizin çocukluğu gibi radyo başında, Çocuk Bahçesi, Radyo Tiyatroları, arkası yarın gibi programları dinlerken hep hayal ederdim. "Acaba ben de yapabilir miyim, oyuncu olabilir miyim, seslendirebilir miyim" diye. Bu hayallerin peşinden ilkokul beşinci sınıfta iken Radyo Çocuk Kulübü'nün sınavına girdim ve kazandım. Orada çalışmaya başladım. Bir anda tiyatro başladı. 3 yıl kadar Kayseri'de yatılı okulda okuduğum sıralarda tiyatroya ara verdim. Ankara'ya döndüm ve Radyo Çocuk Kulübü'ne devam ettim.

On dokuz yaşında, Radyo Tiyatro Kulübü'nün idareciliğini yapmaya başladım.
Bu arada sadece kulüp içinde kalmayıp başka çalışmalar da yapıyordum. Orta son sınıftayken seslendirmelere başladım. Pek çok dizi ve filmde seslendirme yaptım. "Şeker kız Candy", "Charles İş Başında" ve Brat Pitt, Tom Cruise gibi sanatçıları seslendirdim. Sonra konservatuar sınavlarına girdim ve birinci basamak sınavını bile kazanamadım. Aynı yıl, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'ni birincilikle kazandım... Okulu birincilikle bitirdim... Bu da yetmedi. Uluslararası İlişkiler okumak istiyordum. Yine üniversite sınavına girdim,kazandım ve 3 sene Uluslararası İlişkiler okudum. Sonra tiyatroya geçtim, oyunculuk bölümüne 4 sene oyunculuk okudum. Orayı bitirdiğimde 4 sene tiyatro yönetmenliği okudum. Burslu olarak, Londra'da bir okula gitmek istiyordum. Burs için başvurdum her şey çok iyi gidiyordu; ta ki 5 Nisan Kararları'na kadar, 5 Nisan Kararlarından sonra burs alamadım. Londra'da seçtiğim okula gidemedim.

Devlet tiyatrosu sınavına kız arkadaşım giriyordu. Sınava beraber gidince beni de giriyor zannettiler ve böylece sınava girmiş oldum.
Sınavı kazanarak Devlet Tiyatrosu sanatçısı oldum, daha sonra Trabzon'a gittim. Fakat Trabzon'daki sanat yaşamı bana çok sıkıcı geldiği için, çok sıkıldım. Orada 6 ay kalabildim. Aslında Trabzon'u çok sevmiştim şehir çok sakin ve hoştu (zaten anne tarafım Karadenizli). Trabzon'dayken, Türkiye'nin ilk özel radyosunun Genel Yayın Yönetmenliği'ni yaparken hafta sonları uçakla İstanbul'a gelerek Best FM'de program yapıyordum. Trabzon'daki bu 6 aylık dönemden sonra İstanbul'a geldim.

Trabzon dönüşü İstanbul'da hayatımdaki tek, (yani umarım tek olur) uzun diziyi yaptım "Sonradan Görmeler".
... ondan sonra dizilerimi çok uzatmadan, can sıkmadan kısa yapmaya karar verdim. Ben sıkılıyorsam izleyiciler de sıkılıyordur mantığıyla, sağduyuma güvenerek uzun diziler çekmedim. Uzun diziler olduysa da ben birkaç bölümünde rol aldım. Bunlar "Kara Melek", "Bizim Aile", "Sırtımdan Vuruldum", "Aşkın Dağlarda Gezer" gibi dizi filmler. Başrol oynadığım "Ayışığında Saklıdır" da bir reklamcıyı oynadım. Bu filmle İletişimde en iyi erkek oyuncu ödülünü aldım. Erden Kıral'ın yönettiği "Baba" adlı bir film yaptım ve burada da bir denizciyi oynadım. İyi bir çalışmaydı. "Herşey oğlum için" isimli filmde Amerika'dan gelen bir çocuğu oynadım. Bu filmde ise, Fikret Hakan ve Selma Güneri ile birlikte rol aldım. Aşkın Dağlarda Gezer Emmy'de ilk 5 arasına girdi. Zaten Kara Melek gün birincisiydi. Daha çok reytingli filmlerde oynadım diyebilirim.


Sinema filmlerimden bazıları ise: Ekim ayında yayına girecek olan ve Orhan Oğuz ile yaptığım "Kara Kentin Çocukları".
Bu filmde Nilüfer Açıkalın ve Peker Açıkalın rol arkadaşlarım. Nilüfer ile arka sokakların birinde karanlık bir hayat geçiren bir karı-koca rolündeyiz.Yine Nilüfer'le birlikte, bir uzaylıyı oynadığım başka bir çalışmamız daha var. "Şöhret Tutkusu" isimli bir film yaptık Bu filmde ise be bir playboy rolündeyim. Günümüz magazin programlarından alışık olduğumuz tiplemeler var oldukça güncel bir film ve son olarak Yasemin Alkaya ile eski Türk Fimlerine yönelik bir çalışma yaptık.

Çeşitli yarışma programları yaptım.
Kadın ve çocuklara yönelik bir çok yarışma sundum. "Dört çarpı dört" bunlardan birisi. Okuyalım Konuşalım isimli bir çocuk programında ise Almanya'dan gelen bir çocuğu oynadım. Bu arada özel bir tiyatro kurdum ve burada hem patronluk hem oyunculuk yaptım. Kısaca haber hariç her şeyi yaptım. Her şeyi bir kez yapmaktan keyif alıyorum. İkinci kez yaptığımda çok sıkıcı oluyor onun için ikinci kez yapmıyorum. Bu nedenle projerin çok iyi olmasına dikkat ediyorum.

« Son Düzenleme: 19 Ocak 2007, 19:59:08 Cum Gönderen: Sibbosh »


รเ๒๒๏รђ