Gönderen Konu: Yusuf ile Züleyha  (Okunma sayısı 1871 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Nazlıcan

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 14.778
  • Cinsiyet: Bayan
  • Mutluluk gülüşünde saklı(:
Yusuf ile Züleyha
« : 02 Şubat 2010, 22:35:48 Sal »








‘Nasıl herkese duyuruyum da sesimi diyeyim: Bu anlattığınız ben değilim. ben bu anlattığınız değilim. Yusuf’u ben nasıl yerim? Ben Yusuf’u nasıl yerim? Sözünün bu kısmına gelince kurt. nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplı göğsü. ön ayakları ıslandı. Bir ah çekti derinden derine. Islak burnu daha ıslandı. Ve devam etti:Ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım. alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle. nasıl yıkayayım? Öyle bir leke kideğil bana. yeter kıyametin kopacağıüne değin gelip geçecek tüm torunlarıma.
Tek muradım. bütün yaratılmışların sahibi olan Tanrım. bu ayıpla yaşatamazsın beni. Ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla birlikte canımı. kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin. ya da adım temize çıksın.




 

Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir..? Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir..? Sular ve gökler arasında kalabalığım. Tut ki yeni yaratılmışım... Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular ...durulmaz dalgalanmadan..

Çevrimdışı Nazlıcan

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 14.778
  • Cinsiyet: Bayan
  • Mutluluk gülüşünde saklı(:
Yusuf ile Züleyha
« Yanıtla #1 : 02 Şubat 2010, 22:39:06 Sal »



Birinci bölümden alıntıdır..

SÖZ BAŞI


Bismihû...

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla..
Önce söz vardı, hayat sonradan geldi..
Önce çile vardı, ihsan arkadan geldi..
Önce iştiyak, arkadan sebat geldi..


Sözün yaradılışı Züleyha’nın yaratılışından evveldi.

Âdem, ki O’na bütün isimler öğretildi.

Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli.. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu... Zindan... Kuyu.. Zindan..

Önce çile arkadan ihsan..

Züleyha vazgeçti mi maşukundan?..


Mülk gibi söz de, ne senin ne benim..

Cümle gibi aşk da ne senin ne benim..

Söz de,

Aşk da,

Ne benim ne senin..

Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,

Ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,

Mayıs gülü,

Işıklı nisan yağmuru

Ne kadar Allah’tansa,

Mülk gibi söz de ve aşk da

O’ndan..

“Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsa da,

beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen,

hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında..

“Gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor..

Değil mi ki herşey O’ndan,

Gidecek yer yok O’ndan başka.. Gelinen yer yok O’ndan başka..


İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icabı..

O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı..

Işık ki tek kaynaktan dağılır;

Işığa yakın olan aydınlık, uzakta kalan karanlıktır..

Herşeyin O’ndan olması ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O’ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini tümden yok eder..


Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz..

Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda,O’ndan başkasını sevdiğini zannedebilir:

Bir çiçeği, bir kuşu,

Denizi, yağmuru,

Gökyüzünü, yazıyı,

Yazıyı yazanı, kalemi tutanı,

Bir yaratılmışı hasılı....

Söz gelimi Leylâ Mecnun’u, Şirin Ferhad’ı, Züleyha Yûsuf’u sevdiğini zannedebilir.

Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir..

Çünkü ışığın kaynağı tektir ve, kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir?..

Her aşk O’na çıkar sonunda..

O’ndan başkasını sevmek imkansız gibidir..

Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir..

Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi görünen aşk, aslında kendini bilmek..

İstese de insan O’ndan özgeyi sevme şansı yok..

Şans sözcüğü yok lügatlarda bundan böyle,

O’ndan özgeyi sevme ihtimali yok..

Ve neyi sevdiğini bilenle bilmeyen arasındaki fark, sadece bilmenin bilincinden ibaret..

Küçük bir biliş farkı,

Mülk gibi aşk da Allah’tan..

Ruhun da O, kalbin de O, aklın da O..

Tenin de O, canın da O, cismin de O..

Ve aradan perdeleri kaldırarak O’nu bilmek olarak tanımlanan şey, bu seyr-ü sefer, sadece O’nu bilmeyi bilmenin sancısından ibaret..


Sevginin yanılgısı yok..

Yanlış olan, neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek..

Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek.. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi..


Züleyha ki Yûsuf’u sevdi. İbtida, neyi ve kimi sevdiğini bilmedi..

Sonra aşkın kaynağını bildi;

Yûsuf’u değil, Yûsuf’ta tecellâ eden nuru sevdiğini farketti..

Yûsuf da, ki rüyasında güneş, ay ve on bir yıldız O’na secde etmişti, bir kuyuya atılmış ve kendisine zindanda rüya yorumu verilmişti, önce aşkın kaynağını bildi, sonra nurun Züleyha sûretinde tecellâ ettiğini fark etti..

Biri sûretten nura yükselirken, diğeri nurun sûrette tecellâ ettiğini idrak etti..


İşte bütün hikaye...

Kim düştü kuyuya, Yûsuf mu?.. Yakub mu?.. Züleyha mı?..

Zindan kimin kaderi?...

Yûsuf’un mu?.. Yakub’un mu?.. Yoksa Züleyha’nın mı?..

Yûsuf, Yakub ve Züleyha yok aslında...

Hepsi BİR,

Hepsi O BİR..

Hepsi TEK BİR...

Söylenmemiş Mesnevi kalmadı yer yüzünde. Her Yûsuf u Züleyha, bir öncekinin hem aynı hem başkası. Bu nasıl mazmun diyor ya, kalbi dipsiz derinliklerde çoğalan Fuzuli, Farsça Divan’ının önsözünde, yani ki Mukaddime’sinde. Hiç kullanılmamış, diye kaldırıp atıyor ya bir imgeyi uykusuz kaldığı gecelerin sabaha değdiği yerde. Sonra aynı gecelerin aynı sabahlara değdiği yerde, bu kez, bu nasıl mazmun, diye yırtıyor ya kullanılmış olan bir başka mazmunu. Hem bilinen hem bilinmeyen, hem kullanılmış bir imge hem kullanılmamış bir imge; böyle olmalı ki sözün hükmü tam olsun. Eski zincire bağlanan bir halka, ama yeni, böyle olsun ki zincir kuvvetli olsun.
Her Yûsuf u Züleyha bir öncekinin hem aynı hem başkası. Bu da öyle. Ayna aynı, kitap farklı.


 

Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir..? Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir..? Sular ve gökler arasında kalabalığım. Tut ki yeni yaratılmışım... Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular ...durulmaz dalgalanmadan..

Çevrimdışı Gregor Sarsaryan

  • Forum Delisi
  • *
  • İleti: 505
  • Cinsiyet: Bay
Yusuf ile Züleyha
« Yanıtla #2 : 12 Nisan 2010, 18:49:38 Pzt »



Rabbini bilen Züleyha ilk dua olarak hemen oracıkta  Rabbim  gözlerimden bu acıyı kim silecek benim?

Kim yıkayacak gözlerimin içini? Kim yıkayacak acılarla dolan kalbimi

Hemen arkasından da  olsun dedi.

Rabbim  her şeye razıyım.

Hepsine razıyım.


Yeter ki aşktan azad etme kalbimi.

Yeter ki göz yaşlarımın serininde yıka içimi.

Göz yaşlarımı ve aşkımı alma  onlar bende kalsın.Bedel olsun.

Ödül olsun.

Bağış olsun.

Yoksulluğum zenginliğim olsun.

Aşkım yeter  muhabbet denizinin kıyıları ne denli sınırsızmış göreyim.

Aşkım yeter varlığımın anlamı neymiş  çözeyim.

Yeter aşkım 

yeter ki aşkımın kalbime düştüğü yere kadar yükseleyim.

Aşkım yeter  tenimin kafesiyle düştüğüm kuyudan aşkımın tüyleriyle yükseleyim.

Aşkım yeter tenimin beni hapsettiği zindandan aşkımın kanatlarıyla geçip gideyim.

Aşkla var olduğum yerde yine aşkla yok olayım.

Rabbim acıya razıyım ama gözyaşım bende kalsın.Razıyım yoklukta var olayım.

Yitirdikçe bulayım. Öldükçe doğayım.

Canım çekildikçe aradan saf aşktan ibaret kalayım.

Rabbim  çıkar aradan takılıp kaldığım tenimi kaldır aradan saf aşkla aramdaki perdeleri

Çevrimdışı Gregor Sarsaryan

  • Forum Delisi
  • *
  • İleti: 505
  • Cinsiyet: Bay
Yusuf ile Züleyha
« Yanıtla #3 : 12 Nisan 2010, 19:40:49 Pzt »



Gençliği ve güzelliği kendisini terk ederken bir acı indi Züleyhanın kalbine.
Son bir çığlık gerisin geri dönmek istedi.



Kadın olanın, ilk ölümünü kabullenmesi kolay değildi.
Rabbinden mucize diledi.


Rabbim dedi bana gençliğimi, bana güzelliğimi geri ver.
Endam aynalarıyla bölündüğünde yollarım, yarım aynalar tutulduğunda yüzüme, dökülen o sınırsız ışığı geri ver.


Geri ver parlak inci tenimi,hilal kavsi kaşlarımı, bir ceylanın gözlerinden müstear,eşinden başkasına dikilemeyecek gece rengi gözlerimi.


Bir meyvenin tazeleğini içmiş ağzımı,inci dişlerimi.
Yanağımda tek,gerdanımda çifte benimi.




Kınalı topuğumu örten simsiyah saçlarımın gecesini, Hindistanın aysız geceleri kadar kara ve büyülü, bir büyücünün tezgahındaki misk ve amber karışımları kadar güzel kokulu,sırma kadar parlak ve bir yılan kadar kavrayıcı saçlarımın hazinesini.
Geri ver Rabbim gençliğimi, güzelliğimi.







Ak göğsümü ,ince belimi, Rabbim, dedi Züleyha, bana endamımı ver geri.
Rüzgar estiğinde boynu bükülen gül dalı, yıldızlara baş çeken servi ağacı, suya eğilen söğüt dalı kıl yeniden beni.



Rabbim, dedi Züleyha, mucizedir bunu istemek bilirim.
Ama mucizen doldurmuş değil mi dört bir yanımı?
Göklerinden kayan bulutlarında mucize var,sabit gibi görünüp de yürüyüp duran dağların, yatağını doldurup da taşmayan deniz,
Direksiz duran, çembersiz dönen gökkubbe,
Saydam küreler üzerinde birbirine çarpmadan ve harikulade bir nizam içre dönüp duran seyyarelerin mucize.





Rabbim, dedi Züleyha, gökte asılı duran hilalin mucize, doğan ay, batan ay mucize.
Her seher vaktinde ağarması günün,her gurup vaktinde dökülmesi geceye.
Kemale çıkması güneşin, zevale akması her gün, her sabah doğması, batması her akşam.
Nilin mevsimine göre taşması ve yüzyıllardır denize doğru akması mucize değil mi?

Bana mucizeni ver.




Bana gençliğimi, bana güzelliğimi geri ver.



Mısır ülkesine yağıp duran şu yağmurlar, her bir yağmur damlasının çölün susuz göğsüne inmesi, ve oradan bir daha göklere yükselmesi mucize değil mi?




Nefes alışım mucize,yaradılışım mucize,bir kan damlasından var edilişim,
Ölecek olduğum mucize, mucize bir daha dirilecek olduğum.
Ölüm mucize, öğrendim ölümlüymüşüm,
Tekrar doğmamı sağla, aşk mucize öğrendim ölümsüzmüşüm.





Bana gençliğimi bana güzelliğimi geri ver.



Mucizeyse istediğim, isteyebildiğim mucize, Rabbim bana mucizeni ver.
Mucize değil mi Rabbim şu kalbimdeki?
Rabbim, sana görmeden iman edişim mucize değil mi?


Züleyha saatlerce böyle dua etti.
Ağladı. Kalbi yandı.


Rabbine inancı gibi duasında da samimiydi.
Üstelik hiçbir dua cevapsız kalmazdı.
Ama Züleyhanın duası Rabbi katında kabul bulmadı.
Çünkü onun duası, sevk edildiği yolculuğun mutabıkı olan bir dua değildi.
Güzelliğini sureti olarak geri istiyordu.
Züleyhanın sırtında hala dağlar vardı...




Çevrimdışı Nazlıcan

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 14.778
  • Cinsiyet: Bayan
  • Mutluluk gülüşünde saklı(:
Yusuf ile Züleyha
« Yanıtla #4 : 13 Nisan 2010, 18:33:53 Sal »
Okuduğum yerleri tekrar okumak ve üzerinde tekrar düşünmek güzeldi...
Teşekkür ederim eklemelerin için..
 

Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir..? Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir..? Sular ve gökler arasında kalabalığım. Tut ki yeni yaratılmışım... Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular ...durulmaz dalgalanmadan..