Gönderen Konu: Gölgesizler/Hasan Ali TOPTAŞ  (Okunma sayısı 1403 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Nazlıcan

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 14.778
  • Cinsiyet: Bayan
  • Mutluluk gülüşünde saklı(:
Gölgesizler/Hasan Ali TOPTAŞ
« : 06 Temmuz 2010, 12:44:56 Sal »


Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, tıpkı Kafka gibi sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...

Yazma serüvenini 'hayatı kelime kelime genişletmek' olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...




Her kayboluş bir varoluş ispatı her varoluş bir kaybolma ihtimalidir belki de...Gölgesizler Hasan Ali Toptaş 'ın 1994 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü 'nü kazandığı kitabı. Cıngıllı Nuri 'nin ruhum daralıyor diyerek çekip gitmesiyle başlıyor. Nuri köyün berberidir ardında kalan karısı üç çocuğu ve köyün muhtarı yıllarca arar onu. Ve o kayboluşun gizi çözülemez asla. Roman bu kayboluşla başlayıp başka kaybolmalarla sürüp gidecektir. Güvercin yok olacaktır sonra. Gelinlik çağda bir genç kızdır o. Yeni berberin çırağı tıraş bıçağı almak için çıkacaktır dükkandan ve dönmeyecektir. Kaybolmak ile var olmak arasındaki ilişkidir sorgulanan... Her kayboluş bir var oluş ispatı her varoluş bir kaybolma ihtimalidir belki de. Hasan Ali Toptaş gerçeküstücülüğe yakın duran olağanüstü anlatımı zengin dili ve şaşırtıcı olduğu kadar zorlayıcı kurgusuyla müthiş bir edebiyat eserine imza atıyor. Çok güçlü bir roman olan Gölgesizler de toplum ve birey üzerine düşünmeye çağırıyor.



(...)Cennet'in oğlu kendini kendi varlığında yok etmişken, gerçekten kadının dediği gibi bir kez daha yok olmuşsa durum kötüydü. Bu işin sonu yavaş yavaş köyün tamamen yok olmasına dek gidebilirdi. Belki köy zaten yoktu da bunu kimse anlayamıyordu henüz; köylülerin hepsi alışmıştı yokun varlığına...
 

Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir..? Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir..? Sular ve gökler arasında kalabalığım. Tut ki yeni yaratılmışım... Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular ...durulmaz dalgalanmadan..