Gönderen Konu: En İyi Deneme-Aralık-2008/ Duygusalca  (Okunma sayısı 1762 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı korayhan

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 4.513
  • Cinsiyet: Bay
En İyi Deneme-Aralık-2008/ Duygusalca
« : 24 Ocak 2009, 17:31:39 Cts »

 


        -DERİN-UYKU-   

  -Bir erkege kadin gözüyle empati-


Issız  ,  sessiz bir oda. Gözlerim kapalı olamasına ragmen ‘’tıp tıp ‘’damlayan suyun sesine engel olamayan bir kafesteyim sanki. Yatağımın her kıvrımını hissedecek kadar hassasım yine.Sarhos otel sahibinin sesi geliyor kapı altından sızan loş ışıkla beraber.Sanki her gıcırdayan tahta içimden bir çivi söker gibi iz bırakıyor ben de. Baş ucumda duran dünden kalma yemek tabağından küf kokusu geliyor burnuma.Duramıyorum..durduramıyorum düşüncelerimi. Bir beşik te sallar gibi bir sağa bir sola döndürüyorum kendimi..Ama olmuyor,gözlerimde ki bir resimle uykuya dalıyor ve seni yeniden hayal etmeye başlıyorum. Kıyısı kösesi kalmayan bu emanetinle sunlarla süslüyorum beynimin heryerini;

‘’Senden arta kalanlarım dindiriyor derken beni 
bir bıçak bilenir gibi bileniyormuş aslında ömrüm heryeri,

Yasını tutan bir mumun gölgesinde süzülmüşken zeytin karasındaki gözlerin,şimdiyse gözlerimde derinliğiyle masumlaşarak kalıyor
Saçlarının tenimde kalan kokusuyla aklım başucumda gezgin misali. Avuçlarım sen diye alkış tutarken sensizliğine, bense boş bıraktığın yastığına sarılıp avunuyorum. Yenik düşen sevdasıyla, selvi gibi kıvranırken bedenim, bir soluk açlığıyla beni yataktan fırlatıyor düşüncelerim. Sensizlikte kalan üryan hislerim ayaklarımın cıplaklığı sahibini arayan yavru köpek misali olup yere yapışıyor. Hafif bir sendelemeden sonra sanki beni anlıyormuş gibi cama vuruyorum kendimi, buğulanmış gözlerime dost olan kırık günlerimin puslu penceresinde arıyorum izlerini. Anlasa da  beni dönüyorum ona sırtımı ve yamalı bir hırka alıyorum üzerime. Yerde duran eskimiş tüyleri dökülmüş pelüş terliklerine gözüm takılıyor. Yanağımdan kayan  yönünü kaybetmiş sızılı bir gülümseyişle dudaklarım da bileşiyor tuzlu gözyaşlarım. Seni anıyor, sana yas tutuyor sanki. Sonra! Sonra koşuyorum önümde duran aynaya. İfadesini yitirmiş bos bir manken kafasında öylece duran, hastalığından tek canlı hatıra kalan peruğa. Uzun uzun bakıyorum, onu okşuyorum sanki senin bakışlarınla. En sevmediğim rujun duruyor hemen yanında Alıp sürüyorum onu sanki sen sürer gibi Sanki sesini duyar gibiyim;


- Atma sakın! senden sonra hayatımda ki tek canlı yanımı diyişini

-.Kıyarmıyım! Hiç atabilir miyim!

Diğer yanağım da kalan buruk, acı tebessümle simdi  benim gülen yüzümü görür gibisin değil mi? Ama donuklaşan  bakışlarımla aynada kalıyor, ardımda bana acıyan boş odamın sessizliği.

  Ayağa kalkıyorum taş plağımın iğnesine uzanıyor ellerim’’ deniz de mehtap sordular seni neredesin’’ diye çalıyor  duyuyor musun Doris morino'nun  sesini,hissediyorsun değil mi beni. Yalnızlık kokan bedenimde boynuma doluyorum seni. Sonsuzluk kokan odamda bir ambulansın sirenleri dolduruyor zerrelerimi, nereye saklansam, hangi deliğe kapatırsam kapatayım kendimi gözlerimde kalan son perde çığlık atıyor sanki. Yere düşen hayalinle eğilip kaldırmak istiyorum seni, ama olmuyor hayalin kucaklanmıyor. Yağan yağmurla toprak kokuyor birden burnumda ve fark ediyorum ki yoksun yoksulluğumun yanında. Güller arasında kurumuş bir gözyaşı olarak duruyorken bedenin, güle güle bile demek istemiyorum sana cansız bebeğim Hecelerim’’yine seni özlüyorum’’ diyor yanık dağ kokulu çiçeğim. Bekle beni gökyüzüne çizdiğim gizli odaya bırakmıştım seni, yanına uzanmaya geliyorum. Mavi bir düşte yakamozları toplayacağım yeniden gözlerinde. Hiç giyemediğin gelinliğine inciler dikeceğim bahardan çaldığım çiğ damlalarıyla. Tutamıyorum düşme n’olur kara toprağa. İşte bir yıldız daha kaydı. Biliyorum ki o yine sendin. Ve ben yine uzaktan sadece perde arkasında seyirci kaldım. Unutma daha çok yıldız var kayacak sıra bana geldiğinde işte ozaman, ben yuvamda koynunda kuluçkada olacağım. Ve sana hiç takamadığım bu yüzüğü takacağım derken;
İşte son gölgesiyle bir mum daha söndü. Hediye ettiğin kol düğmerinin üzerini karanlık, ölümünün bedenimi örttüğü    gibi örttü. Unutma! Bekle beni yaşlansa da toprak altında ki bedenin, kabulümsün. Sen de beni kabul eder misin? ‘’Sözleri dudaklarım da titrerken birden sırılsıklam ıslandığımı fark ediyorum bir ‘’oh’’ çekerek uyanıyorum.Yine rüyaymış diyor bir sana birde başını koyduğun yastıga sarılıp  tekrar sessiz bir dua gibi  uykuya  dalıyorum..

 Vakitse dün. Şimdi gerçekten uyandım. Yanımda yoktun. Ve anladım ki canımı acıtsan da hayatımın ortasında ki bir dip notta, tam üç yaşını doldurmuş bir acının noktasıyken,virgüllerini koyamadığım en üst rafta tozlu kalan bir hatıraymışın… Bekle beni vakit kelbegin kanatlarında donunca, asi rüzgardan emanet bir tebessümle yanında olacağım



T......Ak....... 

  23/12/2008

  duygusalca



Düzenleme yapılmıştır.
KOYDUĞUM NOKTALARIN ARDINDAN YENİ BİR CÜMLE KURMAYACAĞIM ARTIK...