Gönderen Konu: Sezgin KAYMAZ (1962 - ....)  (Okunma sayısı 4011 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Birsam

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 1.567
  • Cinsiyet: Bay
  • The Green Beret in Kosovo
    • Hepsii Life
Sezgin KAYMAZ (1962 - ....)
« : 29 Aralık 2007, 17:56:18 Cts »
     Biyografi 
 
     1962’de Sinop’ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü’nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976’dan bu yana hentbolla uğraşıyor. Kitabın yayımlandığı tarih itibariyle Ankaragücü teknik direktörü; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi.

     Eserleri

Geber Anne


      Eski yayıncıların ilân dilinde “meraklı bir eser” diye bir kalıp vardı, “kitabın sonunu çok merak edeceksiniz” anlamında; Geber Anne! her yönüyle “meraklı bir eser”. Merak edilecek olaylar neler? Orası çok karışık: Otoriter anne Melek Hanım, baba Şükran Bey, oğulları Tufan ve Tayfun, köpekleri Sarı... İsmailoğlu ailesi bu kadroyla mutlu bir hayat sürerken... Sonrası karmaşık, komik, heyecanlı. Sezgin Kaymaz, ilk romanı Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir’le başlattığı “fantastik eğlence”yi Geber Anne!’de başarıyla sürdürüyor.

Kaptanın Teknesi


     Edebiyat dünyasında Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir ve sadece ismiyle değil, öyküsüyle de bir hayli ilgi çeken Geber Anne! adlı romanları ile tanınan Sezgin Kaymaz’dan şen-şatır anlatılmış bir gündüz düşü... Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde bir sınıf... Birbirlerine çok yakın iki genç kız ve onların dertsiz, tasasız dünyalarının ortasına düşen bir genç... Bu üçlü etrafında gelişen “fantastik” öykü, dolu dolu yaşanan üç günü anlatıyor. Üniversiteli öğrenci hayatının sebepsiz bir neşeyle anlamsız buhranları arasında gidip gelen olağanlığı içinde gelişen olaylar sonunu merakla beklediğiniz bir serüvene dönüşüyor. Bu olağanlığın ortasında gelişen ve iki kız arkadaş arasında tatlı bir rekabete yol açan, olağanüstü bir aşk hikayesi...

Lucky


     Sezgin Kaymaz'ın, kendi okurunu edinmesini sağlayan ve yeni kuşak yazarlarda fazla rastlanmayan hasletleri var. İnsanları, özellikle kaderin sillesini yemiş olanları, aşağıdakileri, kaybedenleri iyi tanıyor. Romantikleştirmeden, groteskleştirmeden resmediyor onları.Yazarımız hikâye anlatmayı ve kurgalamayı da seviyor Allah için! Mistik olmayan, bir bakıma o "insan iyiliğini" cisimleştiren bir gerçeküstü fanteziye dayanıyor çoğunlukla romanlarının kurgusu. Lucky, Sezgin Kaymaz romanının bütün bu hasletlerinin hakkını veriyor. Her şeyden önce, yine çok iyi işlenmiş insan manzaraları sunuyor. Taksiciler, hele o******lar gibi, pek de "saygın" olmayan insanların iç dünyasını ve ilişkilerini gerçekçi ve eğlenceli bir muhabbetle aktarıyor.Yardımcı rollerde: Cinayet kariyerli bir özel şoför, kaknem kayınvalide, sinek kadar mide bulandırıcı bir kayınço...

      Ama başrolde bambaşka "birisi" var: Bir köpek! Simsiyah bir doberman. Kayış gibi siyah, insan canlısı, müdanaasız, küstah ama tanıyanın yüreğine sokmak isteyecek kadar sevdiği kocaman bir doberman. Bir kız-köpek, bir şıllık. Lucky, konuşuyor, eyliyor, insanları buluşturuyor, onların gözünü açıyor, kaderlerini değiştiriyor.
Sezgin Kaymaz'ın bu romanındaki gerçeküstü öğe, insanüstü (pardon, köpeküstü!) melekeler taşıyan bu köpek. Romanın Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir'den, Geber Anne'den, Kaptanın Teknesi’nden öncekilerden bir farkı ise, gerçeküstü-fantastik öğenin (haydi Sezgin Kaymaz tiplerinden biri gibi konuşalım:) 'tabak gibi' aşikâr değil, belirsizleşmiş, hayal-meyal, hatta "normal karşılanabilir" tarzda olması. Kaymaz’ın düzenli okurları açısından önemli bir yenilik bu...

     Lucky’yi de eğlenerek, şenlenerek, derken hüzünlenerek, sonlarına doğru da basbayağı
gözleriniz yaşararak okuyorsunuz. Bir Sezgin Kaymaz romanı!


Medet


      "Yağlı Havilland ile boynunu, ensesini, kulak arkalarını kremleyip kokulandırmış, bol bol limon kolonyası dökünmüş, saçlarını taramış, Müesser'in kızı Şengül'e diktirttiği kendinden korseli pembe eteğinin içine zor bela girmiş, çorap lastiğini bulduktan sonra yardımına gelen bir kız evladı bile olmadığı için beceriksizce kendi etini budunu çimcire çimcire sütyenini takınmış, ondan sonra fanilasını, beyaz, kıvrık yakalı bluz gömleğini de giymiş, onun da üstüne pembe ceketini giyip gerdanına sahte inci pembe kolyesini üç dolama dolayıp son olarak da çivi topuklu beyaz ayakkabılarını altları sulanmamış bahçe toprağı gibi çatlak ayaklarına geçirip misafiri beklemeye başlamış, o esnada da önemli bir eksiklik olduğunu fark etmişti: Kocası. Hâlâ ortalarda yoktu pezevenk." Hikâyattır: Müteahhitlere direnen köhne evin bahçesinde donakalmış gibi durup duran boy boy, cins cins köpeklerin mahalleliyi esir alan esrârı hakkında... Gasilhane odasında devir teslim bekleyen müstahdem - ve bu fâni dünyadan geçip gidenler hakkında... 1970'lerin haşin siyasal atmosferinde, kolej hentbol takımında oynayan fırlamaların bir turnuva dönüşü otobüs yolculuğunda yaşadıkları hakkında (çaylar şirketten)... Yediği içtiği ayrı gitmeyen iki arkadaşın kâbuslarından taşan korkunç evham hakkında... Taşranın ve kumarbaz kocasının kahrını çeken Münevver Ebe Anne'nin kör talihi ve gizli tarihi hakkında... Hikâyattır. Sezgin Kaymaz'dan...


Sandık Odası


      Sezgin Kaymaz’ın yeni romanlarını hasretle bekleyen okurları, bu kez ve ilk kez onun hikâyeleriyle buluşacaklar Sandık Odası’nda...Bir sırrı ifşa edelim: Bu kitaptaki hikâyelerin ortaya çıkmasında zaten biraz da okur parmağı var! Hafta başlarında, mesire yerlerinden dönüp de dairelerimizin iç karartıcı mesai atmosferine girdiğimizde, önümüzde içimizi açacak bir adet hikâye bulsak fena mı olur gibisinden istek parçaları yollayan okurlar gaz verdi bu derlemeye! Sezgin Kaymaz’ın romanlarında karakterlerin, uzun sohbetlerin, sürprizli kurgunun, neşe ve hüznün oluşturduğu çalgı çengi havasını, hikâyelerinde de oda müziğiölçeğinde tadabilirsiniz. Onun has motifleri: fizikötesinin ürpertisi...zalim kaderlerle,ince kederlerle sınanan ruhlar...iyi insan cevherini ve yaşam muhabbetini illâ bulup çıkartan romantizm... ve tabii kara olmaya meylettiğinde bile şen bir mizah... Bu motifleri, zaman zaman içiçe geçirerek, zaman zaman ayrı ayrı bezeyerek işleyen hikâyeler var Sandık Odası’ nda. Türkçe’nin, gündelik dili edebiyata taşımaktaki en usta yazarı, tutkulu anlatışını, kısa mesafelerde de sürdürüyor!


Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir

     Hentbol dünyasının ünlü isimlerinden Sezgin Kaymaz’ın ilk kitabı: Uzunharmanlar mahallesinde bir bekar evi kiralayan Musa daha ilk geceden dehşete düşer. Burası bir perili evdir galiba! Ancak periler cömerttir, sürekli ikramda ve hizmette bulunurlar. Mahalle halkı da birbirinden tuhaf insanlardan oluşmaktadır ve Musa’nın kafası giderek... İddiasızlığıyla güzel, yer yer komik, baştan sona eğlendirici bir roman...


Zindankale


     Sezgin Kaymaz kendini özletmişti. Zindankale, bu özlemi giderecek. Sürükleyici anlatımıyla... canlı (ve “yerli”!) tipleri, onların lezzetli (ve “yerli”!) diyalogları, zengin gönülleriyle... doğaüstü olayların ürpertisine kattığı sıcaklıkla... bir Sezgin Kaymaz romanı!
      Korkunç bir rüya... Kâbus.
      Koca koca insanlara yatak ıslattıran cinsten. Gündüz de zihne yapışan cinsten.
      Üstelik “dizi-rüya”. Devam ediyor, gelişiyor; gizli kamera gibi geziyor görenin geçmişinde.
      Rüyanın musallat olduğu insanlar:
      Kendini bildi bileli dedesiyle yaşayan, dağınık ve hafif şaşkın bir sigortacı genç adam...
      Annesi ve yatalak dayısıyla birlikte yaşayan, hışım gibi bir genç kız...
      Bir de tuhaf ihtiyarlar meclisi... rüyayı ve rüyanın musallat olduğu çocukları adım adım takip eden: Bir buzdolapçı, bir sağlık kabinci... kocaman, upuzun bir adam... sonra yine o: sigortacının dedesi...
Bütün bunların peşinde, şehir boyu kovalamaca oynayan bir gölge ve haylaz bir ışık topu.
     Yau... Sen bi’ dakka...! N’oluyor Allahaşkına?
Determined to keep the peace. Turkish troops in KFOR.