Gönderen Konu: Mevlâna (1207-1273)  (Okunma sayısı 3135 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ShizofreN

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 2.001
  • Cinsiyet: Bay
Mevlâna (1207-1273)
« : 17 Nisan 2006, 18:53:46 Pzt »


Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.

Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.

Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

                       

Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.

Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi.

Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.


"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"


                                              Hz. Mevlâna

Çevrimdışı Nazlıcan

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 14.778
  • Cinsiyet: Bayan
  • Mutluluk gülüşünde saklı(:
Mevlâna (1207-1273)
« Yanıtla #1 : 23 Nisan 2009, 13:53:12 Prş »
Okudugum bir kitapda mevlana ve mesnevilik hakkında biraz bilgi edindim,araştırmalarımla birlikde bilgim arttı..
Hazır burda da bir tanıtım varken ayrı bir konu ile degil burda paylaşayım istedim...


Hz. Mevlana’nın Eserleri

Mesnevi

Mesnevi klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım türüne Mesnevi adı verilmiştir. Uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi türü tercih edilirdi.
Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir türü ise de, “Mesnevi” denildiği zaman akla “Mevlâna’nın Mesnevi’si” gelmektedir.
Mevlâna Mesnevi’yi Hüsameddin Çelebi’nin isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi’nin söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram’da gezerken, oturuken, yürürken, hatta semâ ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin de yazarmış.
Mesnevi’nin dili Farsça’dır. Halen Mevlâna Müzesi’nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunulan en eski Mesnevi nüshasına göre beyit sayısı 25618 dir.
Mesnevi’nin Vezni:
Fâ i lâ tün - fâ i lâ tün - fâ i lün ‘dür.
Mevlâna 6 ciltlik Mesnevi’sinde tasavvufi fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.



Dîvân-ı Kebir

Divân şairlerinin şiirlerini topladıkları deftere denir. “Divân-ı Kebir “Büyük Defter” veya “Büyük Divân” manasına gelir.
Mevlâna’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divân-ı Kebir’in dili Farsça olmakla beraber, içinde Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer verilmiştir.
Divân-ı Kebir 21 küçük divân (Bahir) ile rubâî divânının bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. Divân-ı Kebir’in beyit sayısı 40.000′i aşmaktadır.
Mevlâna Divân-ı Kebir’deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divâna Divân-ı Şems de denmektedir. Divânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.



Mektûbât

Mevlâna’nın başta Selçuklu hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur.
Mevlâna bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında “kulunuz, ben deniz”gibi kelimelere hiç yer vermemiştir.
Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa, onu kullanmıştır



Fîhi Mâ Fih

Fîhi Mâ Fih “Ne varsa içindedir” manasına gelmektedir. Bu eser Mevlâna’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetleri içermektedir. Bunların oğlu Sultan Veled tarafından bir kitapta toplandığı sanılmaktadır. Eser 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da değinilmiştir. Bu nedenle bu eser tarihi açıdan da büyük bir önem taşımaktadır.
Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret mürşid ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.



Mecâlis-i Seb’a (Yedi Meclis)

Mecâlis-i Seb’a adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna’nın yedi meclisinin, yedi vaazının toplanmasından meydana gelmiştir. Mevlâna’nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra, Mevlâna’nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği hadisleri şu konulara ayırmıştır:
1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı
2. Suçtan kurtuluş, akıl yolu ile gafletten uyanış
3. İnanç’daki kudret
4. Tövbe edip doğru yolu bulanların Allah(cc)’ın sevgili kulu olacakları
5. Bilginin değeri
6. Gaflete dalış
7. Aklın önemi
Bu yedi mecliste, asıl şerh edilen hadiselerle beraber 41 hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her hadis içtimaidir. Mevlâna, yedi meclisinde her bölüme “hamd-ü sena” ve “münacat” ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi’nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.







 [/i]
 

Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir..? Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir..? Sular ve gökler arasında kalabalığım. Tut ki yeni yaratılmışım... Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular ...durulmaz dalgalanmadan..

Çevrimdışı Nazlıcan

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 14.778
  • Cinsiyet: Bayan
  • Mutluluk gülüşünde saklı(:
Mevlâna (1207-1273)
« Yanıtla #2 : 23 Nisan 2009, 13:54:30 Prş »
Mevlevilik Nedir?

Türk kökenli bir tarikat olan Mevlevilik, Mevlana Celaleddin Rumi tarafından kurulmuştur.Mevlana'nın oğlu Sultan Veled Çelebi tarikata daha düzen vermiş, töre ve ayinleri belirli kurallarla çerçevelemiştir. Bu tarikata girenlere "Mevlevi",toplantı ve ayinlerin yapıldığı yerlere de "Mevlevihane" denilirdi. Tarikatin başı "çelebi" diye isimlendirilir, bunlar Mevlana'nın torunları arasından seçilirdi. Mevlevi tarikatına baş seçilen Çelebi,Konya'da Mevlana'nın türbesi olan dergahta otururdu.

Mevleviliğin temel ilkeleri, genellikle on iki konuda toplanır:

1. insanlığa hizmet etmek;
2. başkalarına her zaman iyi ve güzel davranışın örneği olmak;
3. Mesnevi okumak ve mutasavvıf olmak;
4. aklı iyi kullanmak, hikmet sahibi olmak;
5. dindar olmak;
6. içini her zaman temiz tutmak;
7. Mevlânâ'yı pir tanımak;
8. Mevlânâ'nın yolundan ayrılmamak;
9. Tanrı'dan, Hz. Muhammed'den sonra Mevlânâ'ya bağlanmak, ona gönülden inanmak;
10. bilim edinmek, bilgili olmak;
11. alçakgönüllü, sabırlı, güler yüzlü ve nazik olmak;
12. maddi ve manevi bakımdan temiz olmak.




Tarih kaynakları,çelebi seçilen kimselerin özel bir mevkii, sadece tarikata bağlı kişiler arasında değil, bütün toplumda büyük bir nüfus ve etkisi olduğunu belirtmektedir. Osmanlı İmparatorluğunun bütün belli başlı şehirlerinde birer mevlevihane bulunurdu. Bunun dışında, İstanbul'da büyük ve yaygın ölçüde örgütlenmiş dergahlar vardı. Her Mevlevihane'nin başına "şeyh" unvanı verilir,bu şeyhler "dede"ler, yani Mevlevi uluları-kocaları arasından seçilirdi. 1001 günlük çileyi tamamlayan derviş "dede" olmuş sayılırdı.

Renkli ve kendine has kıyafeti, töreleri bulunan bir tarikat olan mevlevilik, Osmanlı toplumunda gerçekten etkili dinsel nitelikte bir örgüttü. Mevleviler, tennure adı verilen uzun,beyaz entarilerinin üzerine önü açık bir cüppe,başlarına da kesik koni biçimli bir külah giyerlerdi.Bu külah "sikke" diye isimlendirilirdi. Tarikatın temel ilkelerine gelince, mevleviliğin esası "edep" ti. Mevlevilerin uysal, kibar, "çelebi" diye belirlenen nitelikte olmaları bu temel ilkenin sonucudur Mevleviler arasında gerçekten ünlü şairler ve müzisyenler yetişmiştir. Yedi yaşından küçük kimseler mevleviliğe alınmazdı. Tarikata alınacak kimselerde vücut ve fikir sağlığı aranır,soy ve sop ilişkileri titizlikle incelenirdi.

Türk müziğinin önemli bölümlerinden biri olan tasavvuf müziği, mevlevi müziğinin gerçekten değerli örnekleriyle doludur. Mevlevi ayinlerinde "sema" denilen ve dönerek yapılan raks büyük yer tutar. Bu raks topluca veya tek olarak yapılır. Mevlevi müziğinin icrasında en büyük ölçüde yer tutan saz "ney" dir. Ney çalanlar da "neyzen" olarak tanımlanır.

Mevlevi ayinleri halka açıktı. Bu ilginç ayinlerden İstanbul'da yapılanlara, padişah da seyirci sıfatıyla katılırdı. Ayinlerde "mutrıp" denilen saz heyeti çalar, "ayinhan" diye isimlendirilen okuyucular da "ayin-i şerif okurlardı.Mevlevi müziğinin yüksek düzeyde olması,gerçek değer taşıması nedeniyle, mevlevihaneler yüzyıllarca konservatuar yerini tutmuştur.Ayinlerde okunan parçalarda güfte mutlaka Mevlana'nın şiirlerinden seçilmiş olurdu. Ancak,Sultan Veled Çelebi'nin ve başka Mevlevi ozanlarının da bestelenmiş güfteleri çoktur.




 

Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir..? Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir..? Sular ve gökler arasında kalabalığım. Tut ki yeni yaratılmışım... Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular ...durulmaz dalgalanmadan..

Çevrimdışı Nazlıcan

  • K A L B İ M
  • *
  • İleti: 14.778
  • Cinsiyet: Bayan
  • Mutluluk gülüşünde saklı(:
Mevlâna (1207-1273)
« Yanıtla #3 : 23 Nisan 2009, 13:57:18 Prş »
Sema ve Semazen ne demektir ?


Mevlevîlik deyince ilk akla gelen semâ’, lügatte işitmek mânâsındadır. Terim olarak, mûsikî nağmelerin dinlerken vecde gelip hareket etmek, kendinden geçip dönmektir. Hz.Mevlânâ zamanında belli bir nizâma bağlı kalmaksızın dînî ve tasavvûfî bir coşkunluk vesîlesiyle icrâ edilen sema’, sonradan Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi zamanından başlayarak Pîr Âdil Çelebi zamanına kadar tam bir disiplin içine alınmış, sıkı bir nizâma bağlanmış; icrâsı öğrenilir ve öğretilir olmuştur
Sema’, sembolik olarak, kâinatın oluşumunu, insanın âlemde dirilişini, Yüce Yaratıcı’ya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip “İnsan- ı Kâmil” e doğru yönelişini ifâde eder.
Sema’ eden canlara Sema'zen denilmiştir.
Mevlevilikte dönmek tabiri yoktur. Mevleviler Sema' eder. Her tarikatın zikir ederken (Allah(cc)'ı anarken) kendilerine özgü bürhanları vardır. Mevleviliğin de bürhanı Sema' dır.


Sema' ederken başınız dönmüyormu?

Sema' belli kuralları ve teknik eğitimi olan bir zikir şeklidir. Sema eğitimi alırken vücudu yavaş yavaş belli eğitimlerle hazırlayarak baş dönmesi ortadan kalkar.

Sema' ederken ne hissediyorsunuz?

Sema' ederken semazen her çarh'da Allah(cc) ismini (ism-i celal) okur. Ve her selamın anlamlarını düşünerek bir vecd içinde Allah(cc)'ı anar. Bir de mühim olan şuursuzca dönmek değil, Sema' ederken Allah(cc)'ı düşünmektir. Bu sayede Allah(cc)'ın sevgisini kazanmaktır. Hissettiklerimize gelince anlatılacak veya yazılamıyacak kadar bir duygu selidir .

Hz. Mevlana Sema' etmiş mi?

Sema', Hz. Mevlana'dan çok önceleri de islam toplumlarında bilinmektedir. Hz.Mevlânâ zamanında belli bir nizâma bağlı kalmaksızın dînî ve tasavvûfî bir coşkunluk vesîlesiyle icrâ edilen sema’, sonradan Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi zamanından başlayarak Pîr Âdil Çelebi zamanına kadar tam bir disiplin içine alınmış, sıkı bir nizâma bağlanmış; icrâsı öğrenilir ve öğretilir olmuştur .

Kıyafetlerinizin anlamları nelerdir?

Siyah hırka kabiri toprağı, Tennure saflığı ve kefeni, sikke ise tevhidi ve mezar taşını ifade eder

Post'ta oturan kişi kim?

Kırmızı Post'a oturan kişiye Postnişin denir. Hz. Mevlana'nın makamını temsil eder. Herkesin oturması uygun değildir.

Postnişin'in başındaki Destarın anlamı nedir?

Sarık kelimesinin Farsça karşılığı Destar'dır. Sarık sarmak Hz. Peygamber'in sünnetidir. Mevlevilerde Destar sarmak, Şeyhlerin ve Halifelerin hakkıdır. Şeyh, seyyid ise; yani Hz. Muhammed'in soyundansa yeşil, değilse beyaz destar sarar. Halifeler ve Çelebiler, dühani, yani bakılınca siyah görünecek derecede mor destar sararlar. Çelebiler, destarı, alttan sikke görünmeyecek tarzda sarar, çelebi olmayanların destarlarının alt tarafından sikkeleri görünür.

Şeyh'in elini öpüyorsunuz oda size birşey söylüyor bunun anlamı nedir?


Semazen şeyhe doğru ilerler ve şeyhin açıkta duran elini, şeyh de eğilerek onun sikkesini öper. Orada konuşma yoktur.

Otururken niçin secde ediyorsunuz?

Mevlevi sâliki, eline aldığı her şeyi, meselâ su içeceği vakit bardağı, eline aldığı kahve fincanını, yatacağı vakit ve kalktığı zaman yastığını, üstüne çekerken ve üstünden atarken yorganını, giyer ve çıkarırken, hırkasının ve çamaşırını yakasını, sikkesinin kenarını, otururken veya kalkarken yeri öper bu öpüşe de görüşmek denir. Bu suretle küllî ruhun her şeye sâri olduğu, daha doğrusu her varlık, tek ve mutlak varlığın tezahürü bulunduğu anlatılmış olur.

Meydanı 3 kere dolaşıyorsunuz bunun anlamı nedir?

Mevlevi dervişinin hırkası kabridir, sikkesi de mezar taşı. Otururken ölmüş sayılan derviş, adeta bir sur sesini duyup dirilir ve Devr-i velediye başlar. Bu bakımdan Devr-i Veledi ölümden sonra dirilmeye benzer. Semahaneyi ikiye böldüğü kabul edilen hatt-ı istivâa, bu çizginin sağ tarafı zahir alemi ve sol tarafı da batın alemidir. Bu devirler, şeyh denilen mânevî terbiyecinin rehberliğinde Mutlak Hakîkat’i “İlm-el Yakîn” olarak bilişi, “Ayn-el Yakîn” olarak görüşü, “Hakk-al Yakîn” olarak da O’na erişi sembolize eder.

Post'un yanında niçin birbirinize eğiliyorsunuz?

Şekilde gizli ruhun ruha selamıdır. Semâ’ meydanının sağ tarafından post hizasına gelen semâzen, Hatt-ı İstivâ’ya basmadan ve posta sırt çevirmeden dönerek karşıya geçer. Böylece arkasından gelen semâzenle karşı karşıya gelir. Bir an göz göze gelen iki derviş, aynı anda öne doğru eğilerek birbirlerine baş keserler. Böylece herkes birbiriyle selâmlaşmış olur ki buna "cemâl seyri" veya "cemâl cemâle gelmek" denilir.

Hırkanızı niye öperek yere bırakıyorsunuz?

Mevlevi dervişleri üzerindeki hırkayla görüşerek, sembolik olarak kabrinden kalkarak hakikate doğar ve kollarını bağlayarak bir rakkamını temsil eder. Böylece Allah(cc)'ın birliğine şehadet eder.

Yapılan bu 4 selamın anlamı nedir?

I.Selâm, insanın kendi kulluğunu idrâk etmesidir.
II.Selâm, Allah(cc)’ın büyüklüğü ve kudreti karşısında hayranlık duymayı ifâde eder.
III.Selâm bu hayranlık duygusunun aşka dönüşmesidir.
IV.Selâm ise insanın yaratılıştaki vazîfesine yani kulluğa dönüşüdür. Çünkü İslâm’ da en yüce makam, kulluktur.


Semazen ayakta dururken sağ ayağının başparmağı sol ayak başparmağının üzerinde niçin?

Bu duruma "ayakları mühürlemek" denir. Sebebi ise Hz. Mevlana'nın ahçıbaşısı Ateş Baz-ı Veli ye hürmeten yapıldığı söylenir.

Selam aralarında Postnişin birşeyler okuyor, okudukları nelerdir?

I.Selâmın başında, "Gerçek varlığınızın çevresinde dönün; istidanıza, yaratılışınıza uyun, itaat edip amelde bulunun." mealindeki,dua okunur.

II.Selâmın başında, "Allah(cc)'tan esenlik size; Allah(cc), duyuşlarınızı da niyetlerinizi de sağ-esen etsin ve sizi; esenlikle, gerçek olan başlangıç noktasına ulaştırsın." mealindeki,dua okunur.

III.Selâmın başında "Allah(cc), tam esenlik versin size ey sevgi ve aşk yollarında yürüyenler, can gözlerinizden perdeyi kaldırsın da, devrin ve gerçek merkezin sırlarını görün." mealindeki,dua okunur.

IV.Selâm ın başında ise "Ey aşıklar ve gerçekler, Allah(cc)'tan esenlik size; devirleriniz tamamlandı, ruhlarınız arındı; Allah(cc) size yakıyne, yakıynın gerçek makaamına ulaştırdı." mealindeki,dua okunur.


Sema' ya başlamadan önce birisi birşey okuyor, bu nedir?

Sema’ Töreni, “Nâ’t-ı Şerîf’le başlar. Nâ’t-ı Şerîf kâinatın yaratılmasına vesîle olan, yaratılmışların en yücesi Hz.Muhammed’i öven, Hz.Mevlânâ’nın bir şiiridir. XVII.yüzyılda bestekârlarından “Itrî” adıyla tanınan Buhûrîzâde Mustafa Efendi’nin Rast makamından bestelediği bu na’t-i, na’t-hân ayakta ve sazsız okur.

Semazen'in hareketlerinin anlamları nelerdir?

Niyaz vaziyetinde ayakta durması Allah(cc)'ın birliğini, tevhid'i temsil eder.
Sema ederken sağ eli yukarıya sol eli aşağıya bakacak şekildedir. "Allah(cc)'tan aldıklarını kendisine mal etmeden halka ulaştırmaktır; bir yokuz; görünüşte var olan; vasıtalık eden bir suretten başka şey degiliz" Aynı mealde "Göğe ağarız, yere yağarız; aleme rahmetsiz; sıfatlardan zata varırız; zattan sıfatlar alemine, zuhur alemine geliriz; alemlere rahmet olan Hz. Muhammed'de (s.a.v.) yok olmuşuz biz demektir.
Sema vaziyeti sanki ters bir "la" şeklindedir insan gövdesiyle beraber "illa" ya tekabül eder. "la" ve "illa", müslümanlığın esas umdesi olan "la ilahe illallah"(Allah(cc)'tan başka ilah yoktur) sözünü temsil etmekle beraber mutlak varlığı ispat, ondan başka bütün mevhum varlıkları nefiy (reddetme) esasını içine alır.


Herkes semazen olabilir mi?

Mevlevilerde sema'; aşk ve cezbeyi meydana getirmek için bir vesiledir. Her Mevlevi, mutlaka sema' etmesini bilir. Meşk edip sema' etmeyi öğrenmiye "sema' çıkarmak", sema' öğrenmiş Mevleviye de "sema'zen" adı verilir.
Mevlevi olmadan Semazen olunmaz. Çünkü Sema' Mevleviliğin bir cüzüdür.


Semazen olmak için nasıl bir eğitim alınıyor?

Yuvarlak bir tahtanın ortasında bir çivi vardır. Çivi, sabit bir şekilde sema etmeye alışmanız içindir. Çivinin olduğu yere antiseptik görevi görsün diye tuz da dökülür. Sol ayak başparmağı ve ikinci parmak çivinin arasına sokulur ve ilk başlarda 18 çark atılır. Sema'ya ilk başlayan tennure giymez, normal kıyafetle döner. Atılan çarklar her gün fazlalaştırılır. Bu sırada ellerimiz çapraz şekilde omuzlarımıza kavuşturulur. Bakıldığında '1' sayısı gibi gözükürsünüz. Öyle durulmasının amacı, 'Allah(cc)'ın birliğine şahadet ediyorum' anlamına gelir. Atılan çarklar fazlalaştıkça, yavaş yavaş kollar açılır. Belli bir süre sonra tennure giyilir. Sema aç karnına yapılır. Bir de mühim olan fıldır fıldır dönmek değil, dönerken Allah(cc)'ı düşünmektir.

Her yerde Sema' yapılırmı yada bunun bir zamanı ve yeri varmı?

Kitaplarda yazıldığına göre evvelce mukabele günü ve vakti yokmuş. İhvan toplanır sohbet esnasında bir vecd, bir zevk hâsıl olursa şeyh, meydancıya emreder, o da canlara haber verir, semâ'hâneye gidilip mukabele yapılırmış.

Genelde yapılan bir tartışma var. Bayan semazen olurmu?

Bayan semazen olmaz olurmu ve neden olmasın. Tarihte kadın Semazen vardır. Fakat 700 sene içersinde kadın ve erkek yanyana dönmemiştir. Ancak aile meclislerinde kadın erkek yanyana olabilir. Bunu kadın erkek eşitliği ile anlatmak çok mantıksız olur, Hz. Mevlana'nın kadına verdiği önemi söylemeye bile gerek yoktur.

Sema' öğrenmek ve Sema' etmek isteyen bay ve bayanlara ne önerirsiniz?


Önce Hz.Mevlana'yı ve Mevleviliği tanımaları gerekir.
Mevleviliğin adab ve erkanı hakkında kitaplar vardır. İlk önce kendilerini fikir planında eğittikten sonra Sema' etmeyi düşünmeleri lazım.
Naçizane tavsiyemiz; bu zamana kadar Mevleviliğe giriş kitabı sayılan Sultan Veled'in Maarif adlı kitabını da okumaktır.


İcazet ne demektir? İcazet'i kim verir? Bağlayıcı bir özelliği var mıdır?


İcazet anlam itibariyle izin demektir. Eskiden 1001 günlük çile dönemi yada 18 günlük hücrede halvet halinde olmak gerekirdi. Ama bugün Çelebi tarafından verilen icazet geçerlidir. Yazılı olması zorunludur. Ama bu zamanda okadar çok icazetsiz şeyh ve ehil olmayan icazetli şeyh vardır ki. İnşaallah temennimiz bu işlerin hatır-gönül işinden kurtulmasıdır.

Yurtdışında Sufizm diye bir akım var, Mevlevilik bu akımın içinde midir?

Sufizm anlamı aslında Tassavvuf akımı demektir bu anlamda Mevlevilik bu ekole dahildir. Ama kullanıldığı yer bakımından Sufizm, inancın önemi olmadan tasavvufdan zevk alma gibi kullanılıyor. Her dinin içinde yer alan mistik bölümleri bayraklaştırarak bir ekol olarak kullanmakta. Mevlevilikte ise Allah(cc) inancı çok önemlidir. Allah(cc) ve Peygamber sevgisi, Hz. Mevlana'nın kitaplarında en önemli yeri tutar.Velhasıl bu bir bütündür. İnanç olmadan tasavvuf içi boş birşeydir.

Bir Mevlevi'nin yaşantısı nasıl olur?

Sanat tarihimizin hiçbir şubesi yoktur ki onun en seçkin simaları arasında temiz yüzü, asil tavırları ve zarif giyinişiyle bir Mevlevi görünmesin. Mevlevilik daima sevilen ve hürmet gösterilen bir müessese olarak kalmış ve Mevleviler de kendi çevresinde hareketleri, tavırları, vakarları ve saygı ve hoşgörülüğü ile herkesin beğenisini kazanmıştır.
Mevleviler herkese elinden geldiği kadar iyilik ve nezaketle davranır ve kattiyetle karşılık beklemez. Hazreti Mevlana'nın esas hali aşk halidir, bunun için Mevlana muhipleri ve müntesipleri birbirlerini gördükleri zaman "aşkı niyaz ederim" diyerek birbirlerine aşk-ı dua ederler.
Edeb çok önemlidir, Edebsizde aşk olmaz onun için Mevlevi'de olamaz,Edebe riayet etmemek en büyük nezaketsizliktir. Mevleviler Edebe riayet ederler.

Temiz ve güzel giyinmekte Mevlevi adabı arasındadır.



 

Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir..? Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir..? Sular ve gökler arasında kalabalığım. Tut ki yeni yaratılmışım... Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular ...durulmaz dalgalanmadan..

Çevrimdışı hayalhane

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 1.303
  • Cinsiyet: Bay
    • Kişisel Blog
Mevlâna (1207-1273)
« Yanıtla #4 : 15 Ekim 2009, 23:10:31 Prş »
Mevlana Celaleddin-i Rumi (k.s.) can kurban onun uğruna
Allah haşir günü şefaatine nail eylesin amin ecmain inş.