Gönderen Konu: Spiritualizm-Ruhlar  (Okunma sayısı 1141 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı CadI

  • Artık sende "biz" densin..
  • *
  • İleti: 3.636
  • Cinsiyet: Bayan
    • http://www.kalbim.gen.tr
Spiritualizm-Ruhlar
« : 16 Mart 2007, 17:13:40 Cum »
Spiritualizm-Ruhlar
Ruhçuluk
 
Eski Yunanlı filozof ve matematikçi Pythagoras (MÖ 580-MÖ 500) Batı´nın ussal felsefe görüşünün gelişiminde etkili olmuştur. Ona göre tanrısal bir kökeni olan ruh, ölümden öncede sonra da vardır. Pythagoras taraftarları ruhgöçüne yani reenkarnasyona da inanırlar yani ruhun değişik vücutlarda tekrar bu dünyaya geldiğini kabul ederler ve sonsuza kadar yaşadığını düşünürler. İnsanın bu dünyadaki yaşam biçimine göre ölümden sonra ruhu bir başka insanda, bir hayvanda hatta bir bitkide yeniden doğabilir. Bu nedenle Pythagorasçılar kanlı kurbanlar kesmezler, et ve bazı sebzeleri yemezlerdi. onlara göre kişi sürekli olarak yaşamını gözden geçirmeli, ruhunu eğiterek evrenle uyumlu olmaya çalışmalıydı. Pythgorasçılar gibi ruhun bir bedenden başka bir bedene göç ettiğine inanan Empedokles, "Dört Element" i formüle etmiş ilk düşünür olarak bilinir. Önceki filozofların ileri sürdükleri Su, Ateş ve Hava´ya dördüncü bir element olarak Topraðý ilave etmiştir. Yani evrenin ilk prensibi olan Arkhe bir değil dört elementten oluşuyordu. Empedokles´e göre bu elementler ezeli ve ebedidir. Sadece aralarında birleşir ve ayrılırlar. Birleşme doğmayı,ayrılma ise ölmeyi ifade eder.

Ruhumuz var mı?
Ruhçuluk
Ruhumuz var mı? Yoksa biz bir fabrika mıyız? Ruh nedir?
Ruh sözcüğünün tam olarak anlamı verilemez çünkü ruh sonsuz bir kavramdır. Fakat genel anlamda ruh, bedene bağlı olan ve çeşitli dini ve felsefi bakımdan canlı insanı oluşturan tinsel bir ilkedir. İnsan varlığının maddi olmayan boyutu ya da özüdür. Eski Çağ felsefecileri ruh kelimesini çok daha geniş anlamda kullanıyorlardı. Onlara göre hareketi ve canlılığı sağlayan her ilke ruhtu. Modern düşünürler ise ruhu daha belirli ve sınırlı bir tanımla açıklıyorlar. Tarih boyunca oluşan tüm kültürler, ruh kavramıyla ilişkili maddi olmayan bir ilke inancını paylaşır. Modern dünya ruhu bilimsel platformda arıyor ve birgün bulacak. Kimbilir belki de ruhun ölümü, keşfedilince gerçekleşecek.

İlk Çağda hem Mısırlılar hem de Çinliler arasında ikili bir ruh kavramı bulunmaktaydı. Mısırlılar "Ka" nın (soluk) ölümden sonra yaşamakla birlikte tinsel nitelikteki "Ba" nın Ölüler Ülkesi´ne gittiğine inanıyorlardı. Çinliler´de ölümden sonra kaybolan bir ruhla birlikte ölümden sonra da yaşayan ve sonraki kuşakların tapınması gereken ussal bir ilke olan "Hun" a inanırlardı. Eski Yunan´da ortaya çıkan ruh kavramı döneme ve okula göre değişiyordu. Yunan felsefesi ilk önce bugünkü Ege´de bulunan Milet´te ortaya Çıktı. Bu okulun temsilcileri Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes´di. Sokrates´ten önceki Yunan felsefesinde, felsefenin babası olarak kabul edilen Thales, "Arkhe" yani ilk temel madde olarak, herşeyin başı, sebebi ve ilkesi olarak "Su" yu kabul eder. Ona göre herşey Su´dan çıkmış ve yine Su´ya dönecektir. Thales´in öğrencisi olan Anaksimandros da Arkhe üzerinde durmuş fakat hocasından farklı olarak her şeyin başlangıcında bulunan, her şeyi kuşatan sınırsız şeyin "Apeiron" olduğunu söyler. Apeiron, yaratılmamıştır ve belirli olmayan bir şeydir. Daha sonra bu belirsiz şeyden zıtlar şeklinde ayrılarak bütün varlıklar ortaya çıkmıştır. Hayatın kaynağı Su´dur. İnsan dahil bütün canlılar suda yaşayan varlıklardan gelmiştir. İnsan sonradan karada yaşamaya başlamıştır. Türler durmadan değişir, fakat onların doğduğu madde yani Aperion hiçbir zaman yok olmaz. Milet okulunun üçüncü ve sonuncu filozofu olan Anaksimenes´e göre varlığın temeli Hava´dır. Bir hava (soluk) olan Ruh, insanı nasıl canlı tutuyorsa bütün evrende de hava vardır. Anaksimenes, bu düşünceyle felsefeye ilk defa ruh kavramını katmış oluyordu.







...