Altıncı ayın üçüncü günü; sensiz günlere kucak açışıma denk gelir. Kaçıncı gün bugün bilmiyorum, cehennem zebanileri dert ortağım olmuş. İçimdeki yangını bastırsın diye diyorum ki; “Harlayın ateşi ey dostlar” …

Sana sitem dolu satırlar yazmak için mesaide kelimelerim. Söylenecek o kadar çok şey var ki sustuklarına dair. Ama olmuyor can, konuşsam senden önce ben acırım.

Çok konuştum geceyle seni. Geçmişe yattım acıyı tazelemek adına. Adın doldurdu semayı, her dilek tutuşumda gülüşlerin düştü avuçlarıma. Günlere senin adını koydum, sen erteleri yorgun düşüyorum. Mahmurluklarım senli rüyalardan uyanışlarımdan, sen bakıyor şiş gözlerim. “Düş” düş bitiremiyorum kuyuları. Hangi kuytu köşeye kaçsam, hangi kapıyı çalsam senin gölgen düşüveriyor önüme, tökezliyorum.

Anlatmayı denedim dinlemedin, acımı dindirmedin. Yaylım ateşiydi susan gözlerim, buz gibi sözlerini eritemedim. “Ben nerde yanlış yapıyorum?” sorusunu aldım omzuma, düştüm yollara. Her köşe başında indirip sırtımdan, sordum sevdalı bakan gözlere. Kimse çıkamadı işin içinden. Tılsımı hangi yol ayrımında düşürdüm de küstü bana çocuk masumu gözlerin?

Tereddütlerle bağlandı ellerim sana uzanırken, oysa ben seni sen yapan her şeyinle almıştım gökyüzü diyarıma, şimal yıldızı yapmıştım, yol göstericimdin. Kendi diyarımda kayıp bir bedeviyim şimdi.

Can dedim, gözüm dedim… Kör gözümle can çekişiyorum. Her sözün ucu sana çıkıyor sitem hak getire. İçimi dışarı kustukça kraterler oluşuyor, içlerini dolduracak bir doğallık yok gözlerinden başka. Çekirdek kıvamında kelimelerim. Çöpleri, ayıkladıklarımdan çok…

Elbet benim de payıma bir yağmur damlası düşer bu bahar. Aklanırım senli zamanlardan, kendimle barışır, unutmaya çalıştığın beni kucaklarım. Kırılan, çıt sesini sana duyurmadığım dallarım budandıkça fışkırır, koskoca bir çınar olurum. Bilmeden bir gün gölgemde sakinlersin.

Pıhtılaşmış bulutlar dolanıyor gökyüzü diyarımda. Tek çakımlık sessizliğinle kan yağıyor. Bereketlendi isyan topraklarım. Hınç filizlendi, baş verdi kin. Budayamam… Şimdi sevdanın nadas zamanı. Diyarımda çıplak ayaklarıyla bir adam geziniyor. Yaşı üç düzine, içi iki. Ah Ahmet Telli ….

Tüm şairlere isyanım, hangi yağmur, hangi bahar ?

biraz “is” bulaştı
biraz “sim”
ve biraz da “im” saçlarıma…
parmaklarının bulaştığı gibi is-im-siz;
öyle doğaçlama işte;
başı da sonu da….

Yazan : Esra Soytürk

7 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here